6 Şubat 2015 Cuma

Etimoloji K harfi ile ... II

karın agarin (Süm.):
agarin :"Maische", "Mutterleib"  aga3-ri2.n   =agarinnu "mold",[lies im du5-ri-na])  a-ga2-ri-in  a-ga-ri  |  agarin  ga-ri2-na  |  agarin-a,  a-ga2-ri-in  |.  SUZE
agarin "Maische", "Mutterleib". Zettelkasten
agarinnu(m), garinnu “womb” or transf. “mother” [AGARIN4/5; AMA.TUN]; ← Süm. agarrūtu → agru
agarin (Süm.). mutterleib – oğlan yatağı (Fritz Hommel), Haus das kind. Anton Deimel. garın/ karın, rahim, döl yatağı
qarın : stomach, belly, womb,bpaunch, abdominal bacon, paunch, Chuvash xıram belly, stomach.
qarındaş balk. Same as qarnaş; arasında da cürür tergew and between the brothers the account is conducted; the account friendship does not spoil.
qarın-gurun interiors, giblets. HMHU
karın : ET. , Atü. karıncık, karındaş, karnıyarık NETS
agarin: father; mother; womb. : beer-wort; crucible, vat.   àga-rí(-na). ANSD
aĝarin wr. aĝarin4; aĝarin3; aĝarin5; a-ĝa2-ri-in; aĝa3-ri2; aĝarin; aĝarin2; aĝarinx(|AB×HA|); aĝarinx(|LAGAB×HAL|); a-ĝa2-ri-im "matrix, mother-creator; beer mash, beer bread; crucible" Akad. agarinnu; bappiru; ummu. TPSD.
ağa3-ri2(-na) : rahim, döl yatağı, batın, alan, saha, oyuk Akad. agarinnum. SNAX
aĝarin (AMA. dINANNA), àga-rí(-n) mother . (creatress); (fertile) soil; mold, crucible; mixing basi. ESUG
karın < Akad. agarinnum, garinnu, karın < Süm. AGARİN(4/5). Bu kelime Sümerce, Akadca ve Türkçede benzer seslere sahiptir. Şimşek. 2004
agarinnu mother. TASD
karın ‘insan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölgesi’. 2. ‘döl yatağı, rahim’. 3. ‘mide’. 4. yer. ‘iç, gönüş, akıl’
                Tkm. garın ‘mide, karın, göbek, döl yatağı, rahim’, TatK. karın, Bşk. karın, Nog. karın, zk. karın, KKlp. karın, Krg. karın, Özb. korin, Alt., Tel., Şor., Sag., Koy., Kaça., Küer. karın, Hak. xırın, Tuv. xırın, Tof. hırım, Yak. xarın, Çuv. xırân. Eski türkçeden başlayarak kullanılır. Eski Kıpçakçada da karın olarak kullanılır. Kökünü bilmiyoruz. Németh’e göre Sümerce agarin ‘döl yatağı’ biçimiyle birleştirilmesi yanlıştır. EREN
karın, -rnı     1. İnsan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölgesi.  2. Döl yatağı.  3. Bazı şeylerde şiş ve içi boş bölüm: Geminin karnı. Şişenin karnı. 4. Mide. 5. mec. İç, gönül, akıl, kafa.  6. mec. Ahlaki açıdan kabul edilemeyen şeyleri kabullenme. 7. fiz. Gelen ve yansımış dalgaların girişimiyle oluşan duraklı dalgalarda en büyük genlikte titreşen noktalar. Türkçe Sözlük
karın ‘insan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölge’ ET, OT, karın (DLT)
                ğarın (Az., Trk.)
                karın (Bşk., Kzk., Krg., TatK.)
                kárin (Özb.)
                kerin (Uyg.)
                xırın (Soy.)
                xarın (Yak.). TUGÜ
aĝarin wr. aĝarin4; aĝarin3; aĝarin5; a-ĝa2-ri-in; aĝa3ri2; aĝarin; aĝarin2;aĝarinx(|AB×HA|); aĝarinx(|LAGAB×HAL|); a-ĝa2-ri-im "matrix, mother-creator; beer mash, beer bread; crucible" Akad . agarinnu; bappiruummu. TPSD

kart2  <1680 artiya="" br="" nbsp="">  1533 χartiiskambil kâğıdı
 1876 karta dikdörtgen kesilmiş karton parçası ~ Fr. carte, pafta, harita ~ İt. carta kâğıt << Lat. charta ~ Eyun.    χártēs χάρτης kesilmiş papirüs tabakası~? Mıs.
● 16. yy'dan önce Yunancadan Türkçeye alınmış olan sözcük, daha sonra Fransızca etkisiyle telaffuz değişimine uğramış görünmektedir. Karş. Yun χάρτι, çoğ. χαρτιά .
 Eyun. χártēsalakartçarterekarteharitaıskarta, kart2, kartel, kartograf, kartonkartonpiyerkartoteks,kartpostalkartuş, kartvizit, kırtasiye, pankart.  NETS
Eski Mısırcadan geçmiştir.
kart    (I) sf. Gençliği ve körpeliği kalmamış, körpe karşıtı. Türkçe Sözlük 
kart    Fr. carte  a. 1. Düzgün kesilmiş ince karton parçası. 2. Bir kimsenin kimliğini gösteren, kutlamalarda veya kendini tanıtmada kullanılan, çoğunlukla beyaz, küçük, ince karton parçası, kartvizit. 3. Kartpostal. 4. Bazı yerlere girmek veya bazı şeylerden yararlanmak için verilen, kimliği belirten belge: Basın kartı. 5. Oyun kâğıdı. 6. Fotoğrafçılıkta 9x12 santimetre boyutlarındaki resim. 7. Telefonlara takılan, iletişimi sağlamak için gerekli bilgilerin yüklendiği parçacık. 8. Genellikle parasal işlemlerde çok amaçlı olarak kullanılan manyetik özelliği olan plastik nesne.
Türkçe Sözlük
kart ‘yaşlı, eski’. ET. Kart. TUGÜ

karye~ Ar.  arya ͭ قرية #ḳry köy = Aram . ḳəryā/ḳərīytā קריא/קריתא köy, kent = Fen.  ḳrt
● Modern İbranice ḳiryat kent, yerleşim Aramiceden türetilmiştir. Tunus'ta bulunan Kartaca kentinin adı Fen.  ḳart ḥadast ("yeni kent") adından gelir. NETS

kadim Ar. ḳadīm قديم #ḳdm eski ~ Fen. *ḳadmōn   eski, kadim < Fen. ḳdm ön, önce, önde olma. NETS

kase < Fa. kase < Akad. kasu(m), kase, bardak, fincan, kadeh, çukur kao < Süm. DUGGU.ZI yağ veya şarap için kullanılan bir kap > EMıs. ke bir madeni vazo, Kopt. kafi testi, sürahi, sepet, Yun. kois kase, bardak. Şimşek.2004
kasu goblet, cup Süm. GU.Zİ. TASD
kase ~ Fa. kās/kāse كاس/كاسه çanak, tas, büyük ve yassı bardak ~ Aram. kāsā כסא =Akad. kāsu.~ Sümer kasu. NETS
kase. KU.ZI / gu2-zi.  ka-a-su. kasum. Kadeh, tas, kase, kupa, çanak, leğen. SNAX
kâse    Far. k¥se 
a. (kâ:se) Cam, çini, toprak vb.nden yapılmış derince çanak.   Türkçe Sözlük
kase < Fa. kāse < Akad. kāsu(m), kase, bardak, fincan, kadeh, çukur kap < Süm. DUG.GU.ZI yağ veya şarap için kullanılan bir kap > Emıs. bir madeni vazo, Kopt.  kaji testi, sürahi, sepet, Yun. kois, kase, bardak. ŞİMŞEK. 2007

katran < Ar. qatrān / qitrān zift Aram. qitrān < Akad. qatrān katran ağacı, (sedir) reçinesi? Akad. qatāru tütmek, duman çıkarmak, duman, tütsü, tütsüleme, dumanla kararmak, siyahlaştırmak, karalaştırmak, Akad. < qatru, qutru, qatāru, qatrānu, < Yun. kedron, EYun. kedros katran ağacı, sedir < İbr/Aram #qtr duman tütmek, tütsülemek < Akad. qatrānu, İbr. ittran, Syr. ettrana, Lat. cedrus, Fr. cedre, İng. cedar sedir ağacı, Bul katran, Hun. katrany, Fa. qattran, Rom. catran, İsp. alquitran. Şimşek
katran sıvı yağ kıvamında, kara renkte, is kokulu, suda erimeyen bir madde < Ar. qatrān ‘teer’. Farsçada da qatrān ‘liquid pitch, tar, the juice of the pine’ olarak kullanılır. Arapçadan İtalyancaya geçmiştir (catrame). Balkan dillerinde de Türkçe bir alıntı olarak kullanılır. Blg. Srp. katran vb. Balkan dilleri yoluyla Macarcaya da geçmiştir (katrany). EREN
 katran Ar. ḳaṭrān/ḳiṭrān قطران  #ḳṭr çam veya başka ağaçların reçinesi, sakız, zift (= Aram. ḳiṭrān קטרן a.a. ) Ar/Aram. 
Yun. kédron κέδρον Akdeniz'in yüksek dağlarında yetişen çam cinsinden bir ağaç, sedir ağacı << EYun. kédros κέδρος. NETS

kavim < Ar. qavm bir yerde yerleşik olan halk, ulus, kavim < Akad. qā’um, gāwum havim, halk, Fen. gw halk, toplum, İbr. gōy halk. Şimşek
kavim Ar. ḳawm قوم  #ḳwm/ḳym  bir yerde yerleşik olan halk, ulus, kavim. NETS

kavurmak ET. kagurmak, yakmak, kızartmak, Yun kao, kaio yakmak, ilgili Akadca kelimeler; kawum, kamu yanmak, qadum, qadu, qadi tutuşturmak, qalu kızartmak, yakmak, yanmak, qamu yakmak, kabābu, gabābu yakmak, ateşe vermek, yanmak. Şimşek
 kavurmak ETü kagur-. NETS

kaz-mak har (Süm.);
kazmak. dig, dig quickly. STDT
har-ra : kazmak, oymak. Akad. hararum. SNAX
hararu to dig (with a hoe), to groove. TASD
harra wr. har-ra "dug?" Akad. harāru. TPSD
kaz-mak << ATü *kaŕ-
● ETü kazı- ve kaşı- fiilleri eş anlamlı varyantlarıdır. Karş. Moğ. karu- (kazımak, sıyırmak, rendelemek). NETS
kazmak, -ar . 1. Herhangi bir araçla toprağı açmak, oymak. 2. Bu yolla çukur, kuyu, yol vb. Oluşturmak.  3. Hakketmek. Türkçe Sözlük 
ḫarāru (1)   1) to dig , to hollow out , to root about , to dig over (a field) ; 2) (by extension) : to make incisions in (something) ; (stative) : is hollow ; D) : is hollowed out / excavated ;
ḫarāru (2) :  frogs, humans ? : to croak ;
ḫarāru * , ḫarāṣu , ḫarû . to dig
ḫarāru +.   gnarl ;
ḫarāru : to dig , to hollow out ; AKDI
kaz- ‘herhangi bir araçla toprağı açmak, oymak’ = ET., OT. Kaz.-(DLT)
                ğaz , ğaza, ğazğıç, kazma Trkm.)
                karım ‘hendek, oyuk, delik, mezar’ (KKlp.), ğarım (Trkm.), Moğ; karu, Mançu; karka, Kore; kalk.  Alt ; karu. TUGÜ

kebap ~ Ar. kabāb كباب #kbb kızartma, kızartılmışet ~ Aram.  kbabā כבבא= Akad. kabābu kızartmak, yakmak ) NETS
kebap, -bı    Ar. keb¥b 1. Doğrudan doğruya ateşte veya kap içinde susuz olarak pişirilmiş et. 2. Kızartma, çevirme veya kavurma yoluyla hazırlanan her türlü yiyecek: Kestane kebabı. Patlıcan kebabı. 3. sf. Kavrulmuş, kızarmış: Kebap mısır. 4. sf. mec. Yanmış, yanık.  Türkçe Sözlük 
kababu: to burn, scorch to char wood
kubbubu to set fire to, to burn, to char. TASD
kabābu  (vb. a/u ; ) G. to burn (intr.) D. to burn (tr.).
kababu II, gabdbu "to burn"
of fire, wood; (submit lamb to extispicy)? "burn, scorch" wood; "burn" AKDI
kebap/b < Ar. kebāb < # kbb < Aram. kbaba kızartma, kızartılmış et < Akad. kabābu qabābu yakmak, ateşe vermek, kızartmak, yanmak). ŞİMŞEK
şiş kebabi, külbastı, kızartma. — Spiessbraten, Rostbraten. ÇAOS

kefaret ~ Ar. kafāra ͭ كفارة #kfr suçunu örtme, suç veya günaha karşılık bedel ödeme < Ar. kafara كفر örttü, kararttı= Aram. kpārā כפרא örtme, suçu veya bir yükümlülüğü ortadan kaldırmak için ödenenbedel = Akad. kapāru silme→ küfür . NETS
kefaret    Ar. keff¥ret a. (kefa:ret) din b. 1. Bir günahı Tanrı'ya bağışlatmak umuduyla verilen sadaka veya tutulan oruç. 2. Diyet (I). Türkçe Sözlük 
kefaret    Güç, kuvvet : Senin kefaretin ne? O taşı kaldıramazsın. Türkçe Sözlük
kapāru , elālu (D) : to cleanse , to purify
kapāru : to wipe , to cleanse , to polish , to purify ; to smear , to coat with (D) to wipe clean (cultically)
kapāru : G. to smear N. to be smeared. AKDI

kelek2 ~ Ar. kalak كلك Dicle nehrine özgü sal ~ Akad. .kalakku üstüne oturulan şey, sandalye, taht, sal.  NETS
kelek : bir nevi sal,  büyük sularda merbuten taşınılan direk. — Eine Art Floss, Mast im grossen Wasser. ÇAOS
kelek    Kelek, sal.  Kayık. Türkçe Sözlük
kalakku. Raft (kelek). TASD
kelek  ‘ırmaklarda işleyen ve şişirilmiş tulumlar üzerine kurulan bir çeşit sal’ < Far. kalak ‘a kind of floaat for passing rivers, constructed of bundles of reeds and the like, and a number of inflated skins’. Eski Türkçede keleğe tar adı verilir. Orta Türkçede tār olarak geçer. EREN
kelek Dicle nehrine özgü sal < Ar. kalak, Fa. kelek, kalak ırmaklarda işleyen ve şişirilmiş tulumlar üzerine kurulan bir çeşit sal (Eren 228) < ? < Akad. kalakku bir çeşit kutu, sal. ŞİMŞEK

keme ~ Ar. kamˀa ͭ كمءة toprak altında yetişen bir tür mantar, trüf = Akad. kamˀatum keme.  NETS 
keme    1. Patatese benzeyen bir çeşit mantar. 2. Yerelması. 3. İlkbaharda yetişen bir çeşit ot. Türkçe Sözlük
keme domalan, yermantarı < Akad kam’atu domalan, yer mantarı. Şimşek
kam’atu : yer mantarı. Truffle. TASD
keme 1 ‘büyük sıçan’ Ağızlarda geme olarak da geçer. Kökenini bilmiyoruz
keme 2 ‘baharda yetişen, patatese benzer bir çeşit mantar, yer mantarı, domaları’ < Ar. kam’a. EREN
keme ‘büyük fare’ < ? OT. Kem-ür-mek+-ge. TUGÜ
geme/keme büyük fare < ?? (s. 126). Eren, ağızlarda geme olarak geçen
kelimenin kökenini bilmediğini ifade eder (TES 229). Kelime, Rabgûzînin Kısasül-
Enbiyâsında keme sıçkan fare biçiminde bulunmaktadır (Ata 1997-II: 326).
Tietzenin belirsiz bıraktığı bu kelime Tü. *kem- kemirmek (EDPT 721b) fiilinden
-e+ ile türetilmiştir (kem-e+ > gem-e+; krş. kem-ir- sert bir şeyi dişleriyle azar azar
koparmak TS 1133).  ANDREAS TIETZE, TARİHİ VE ETİMOLOJİK TÜRKİYE TÜRKÇESİ LUGATI
(CİLT 2, F-J, WIEN 2009)’NA KATKILAR Galip GÜNER*

kendir, kentir < Ar. Kenevir bitkisi < EYun. kanistron, hasır sepet < EYun. kanna kamış, saz. < Aram. qanyā < Akad. qanû < Süm. kamış, bambu, bir uzunluk ölçüsü >?> İbr. qānu kamış, hasır. Eyun. kānnabis, Lat. canna, canistrum, İtal. canestro sepet, canna kamış,. kanasta, keten. Şimşek.2004
MÖ. II. Binyılda muhtemelen Semitik dillerden başlıca Hint-Avrupa dillerine geçem kanab kökünden alındığı anlaşılmaktadır. Şimşek
qanu reed, fragrant reed. TASD
kendir ‘kenevir’
Nog. kendir. Blk. kendir. KKlp. kendir. Kara Kalpaklar kenep adını da kullanırlar.- Krg. kendir. Kzk. kendir. TatK. kinder. Tatarlar kindere basa adını da verirler. Bşk. kinder.- Alt., Tel., Şor. kendir. Tuv. xendir. Çuv. kāntar. Uygurcada kendir olarak geçer. Daha sonraki kaynaklarda da kendir biçimi kullanılır. Kökenini bilmiyoruz. Latince cannabis, Fransızca chanvre. Almanca hanf, İngilizce hemp, eski Slavca konoplja gibi adlarla kandir arasındaki bağ özel olarak tartışmaya açıktır. F.P.Filin’e göre kendir Avrupa’ya güneydoğudan, Hazar ve Güney Ural steplerinden gelmiştir.  Slavlara büyük bir olasılıkla İskit topraklarından geçmiştir. Doerfer’e göre,  kendir köken bakımından Türkçe bir söz  olamaz. Doerfer’in , Gombocz’un yazısını görmediği göze çarpıyor. Türkçe kenevir ile kendir arasındaki benzerlik gözardı edilemez. Macarca kender biçimi eski bir Türk diyalektinden alınmıştır. EREN
kendir kéntir kenevir bitkisi ~? Sans. gāndhāra गान्धार 1. Hindistan'da bir ülke, bugün Afganistan'da Kandahar bölgesi, 2. kenevir bitkisinin uçları< Sans. gandhगन्ध् sivri, diken, batmak.  NETS
kendir    1. Urgan, ip. 2. kendürük. Deriden, çadır bezinden yapılan ve hamur tahtasının altına serilen yaygı, sofra örtüsü. Türkçe Sözlük
kendir ‘kenevir’ =ET. (Uyg.) kentir. An. Ağl: kendir ‘1.urgan, ip; 2. Yaygı; 3. Minder
Kender=çuval. Zaza. kendır ‘urgan, kendir’. TUGÜ
kendir :  keten, kinab, benc. — Bindfaden, Flachs.  kendirlik : keten ve kendir ekilen yer. — Platz zum Hanfbau.
ketun : keten, kendir. — Lein, Rock von Baumwollenzeug Z. ÇAOS
kenevir    
a. bit. b. Kendirgillerden, sapındaki liflerden halat, çuval vb. kaba örgüler yapılan, iki evcikli bir bitki, kendir (Cannabis sativa). Türkçe Sözlük 
kenevir < Yun. kannavi < Eyun. kannabis, kenevir, keten > Lat. cannabis, İtal. canapa, İng. hemp, Alm. hanf, Fa. keneb, Ar. qınnep, Rus. konoplya, ET. kendir (kenevir). Eyun. kanistron; hasır sepet < kana ; hasır < Eyun. kanna; kamış, saz < Aram. qanya < Akad. qanu < Süm. kamış, bambu benzeri şey > İbr. qanu kamış, hasır, Eyun. kannabis, Lat. canna, Lat. canistrum, İtal. canestro sepet, İtal. canna kamış. Şimşek. 2007
kenevir Yun. kanavúri κανναβούρι kenevir tohumu Yun. kanávi καννάβι kenevir bitkisi, cannabis sativa << EYun. Kánnabis. NETS

kervan 
kervan    Far. k¥rb¥n  esk. 1. Uzak yerlere yolcu ve ticaret eşyası taşıyan yük hayvanı katarı. 2. mec. Toplu olarak birbiri ardınca gelen şeyler.  (< Far. kar+bân) kervan Türkçe Sözlük 
kervan    Far. k¥rb¥n Uzak yerlere yolcu ve ticaret eşyası taşıyan yük hayvanı katarı:  BTSÖ
kervan ‘deve, katır gibi yük hayvanı katarı’ – Tkm. kervan. Nog. kervan, Krg. kerben, Kzk. kerven, Özb. karvon < Far. kārvān < kārbān ‘kervan’. – Uluslararası bir sözcük olarak Avrupa dillerine de geçer. İng. caravan, Alm. karawane, İsp. caravane, Fr. caravane,  İtal. carovana. EREN

kese ~ Fa . kīse كيسه büzük, torba, özellikle paratorbası << OFa .*kīsak = Aram.  kīsā כיסא =      Akad. kīsu 
● Ar . kīs muhtemelen Aramcadan alınmıştır. Erm.  k'sak քսակ Orta Farsçadan alınmıştır. NETS
kese. kisum. kuşni3-na4. cüzdan, kese, torba, tuluk, deri para kesesi, para çantası. SNAX

kese    Far. k³se 1. Cepte taşınan, içine para, tütün vb. konulan, kumaştan veya örgüden küçük torba.  2. sf. Bu küçük torba miktarında olan: Üç kese tütün. 3. Bazı şeylerin üzerine geçirilen, kumaştan çanta biçiminde kap: Kur'an kesesi. 4. Yıkanırken kir çıkartmak için ele geçirilen, vücudu ovmaya yarayan, bürümcükten, cep biçiminde bez. 5. mec. Bir kimsenin mal varlığı. 6. Anat. Organizmanın bazı boşlukları. 7. Bit. B. Su bitkilerinde içi hava ile dolu olan ve bitkinin suda yüzer durumda kalmasını sağlayan şişkinlik. 8. Tar. Beş yüz kuruşluk para birimi. Türkçe Sözlük

kese < Fa. kise torba, kese < Akad. kisu, kesu, kissu kese, para kesesi < ? Süm. kuš (deri) . Akad. gušanu, kušanu, kušannu deriden torba, çuval, kese. ŞİMŞEK. 2007

Hiç yorum yok: