6 Şubat 2015 Cuma

Etimoloji E harfi ile ... II

erguvan ~ Fa./Ofa. argavān أرگوان kızılımsı mor çiçekler açan bir ağaç, kızılımsı mor renk ~ Aram. ˀargwānā ארגונא ~ Akad. argamannu erguvan rengi, kızıl mor
● Ar. urcuwān  Aramcadan alınmıştır. NETS
erguvan    Far. er¦av¥n 
a. bit. b. Baklagillerden, eflatunla kırmızı arası renkte çiçek açan, güzel bir süs ağacı, deliboynuz (Cercis siliquastrum). Türkçe Sözlük
argamannu  [SÍK.ZA.GÌN.SA5 :  ]  (n., syn. takiltu).[Colors]. 1) (textile) : purple ; 2)  : tribute ;.Comparison with other Semitic languages :.Arabic : .rǧwānī  أرجواني «purple». AKDI
argamannu   : red purple wool, tribute. TASD
erguvan < Fa. ergavān = Ofa. argawān erguvan ağacı, erguvan rengi Cercis siliquastrum > Ar. arguwān, < Aram. argēvānā < Akad. argamannu(m) >? >? Hit. arkamman (?) hediye, takdır, vergi. Fa. argawani . ŞİMŞEK
esas < Ar. asās < Ar. uss <#’ss temel olma < Akad. uşşu, işdu  temel. Süm. 8. Şimşek
esasAr. ˀasās أساس  #ass faˁāl çoğ. temeller, kaideler Ar. ˀuss اوسّ temel. NETS

esir a-si-ri: (Süm.);
esir : Akad. asuri esir; Ar. asīr أسير #asr tutsak = Akad. asīr  savaşta alınan
tutsak  < Akad.  esēru ödeme talep etmek, haraç almak  NETS
a-si-ri / asiri,  esir, tutsak, Akad. asirum. SNAX
asiru / eseru prisoner. TASD
esir. Sumerian šurx, šurux are rebus representations of Akkadian esēru. Proto-Semitic: *ʔVsir-
Afroasiatic etymology: 
Meaning: 'bind, join' 1, 'hobble' 2
Akkadian: esēru 1
Ugaritic: ʔsr 1
Hebrew: ʔsr 1
Aramaic: ʔsr [-i-] 1 Mehri: wesōr
Jibbali: ʔesɔr 2
Harsusi: wesōr. SSED
asiri wr. a-si-ri "prisoner of war" Akad. asiru. TPSD
esir : tutsak, bendi. — Sclave. ÇAOS
esir    Ar. es³r 
(I) a. 1. Tutsak. . 2. Köle. 3. mec. Bir düşünceye veya bir kimseye körü körüne bağlı olan kimse.
Türkçe Sözlük 
asīru  (n. ; )
prisoner of war ;  bīt asīrim prison
Cf. esēru. See also : šallu, ḫābūšu
Comparison with other Semitic languages :
Arabic : ʾasir  أسير «pow». AKDI
esēru to enclose , to confine (personne, oiseau) , to surround (army, ennemy) , to encircle / to gird (?) / to fence (?) ; eserta esēru : to take a concubine. AKDI
 asiru: prisoner. Asyy.Dict
eser; to press for payment due, to collect, to put a person under pressure,
to collect, tribute, to put pressure upon a person . Asyy.Dict
esir tutsak < Ar. asir köle < # esr bağlama, zincire vurma, tutuklama < Akad. asiru(m) tutsak, esir, savaş esiri < Akad. esēru, asāru kuşatmak, kilitlemek, insanı, kuşu, düşmanı vb. Kapatmak. ŞİMŞEK

eşik gişig (Süm.);
gişig : eşik. Kapı. door. STDT
eşik; 1) door; qabaq (or arbaz) gate; 2) outside. Sumerian gishig ’Tur’ (D.130), ’door’ (EHG,436) Turkic eşik ’kapı’ (KBI,206) [Tuna90: Chuvash alak door [Krueger61:215]; eşik 'threshold' [Clauson72:259]; the fact that the word also means‘outside’ (in Karachay-Balkar) means it is possible that this word could have come from tış, which itself could have come from taş. It could be related to aç (to open) . HMHU
eşik ‘kapı boşluğunun alt yanında bulunan alçak basamak’. – Tkm. işik ‘kapı; küçük kapı TatK. İşek, Bşk. İşek, Nog. esik ‘kapı’, Kzk. esik ‘kapı’, KKlp. eşik ‘kapı’, Krg. eşik  çadır kapısı yerine kullanılan perde, kapı, Ha.l äk ‘door, threshold’. Özb. Eşik, Hak. izik, Tuv. Ejik, Çuv. aläk kapı. Çuvaşçada –ş-‘ nin –l-‘ye çevrilmesi kuraldır.
Eski Türkçeden başlayarak kullanılır. Orta Türkçede eşik olarak geçer. Eski Kıpçakçada da eşik biçimi kullanılır. Eren
eşik ETü. eşik kapı girişi, kapı Etüeşükapamak, örtmek  ● Kaş << ATü ● Nihai anlamı “kapatılan şey, kapı” olmalıdır. NETS
ĝišig "Tür" , door, Akad. daltu. SUZE
gisig wr. gi-sig; gi-sig7 "a reed fence" Akad. kikkišu. TPSD
eşik. eşiklik : eşik yapmak için kullanılan ağaç. DVLT
eşik, -ği    
a. 1. Kapı boşluğunun alt yanında bulunan alçak basamak. . 2. Kapı ağzında basamağın konulabileceği yer. . 3. mec. Başlangıç yeri, başlangıç noktası, yakını. . 4. coğ. Karalar üzerinde veya deniz diplerinde birbirine komşu iki çukurluğu ayıran tümsek biçiminde, üzeri çoğu kez düz kabartılar. 5. müz. Telli çalgılarda üzerine tellerin bindiği köprü. 6. ruh b. Bir tepkinin başlamasında, ortaya çıkmasında etkili olan ruhsal, fizyolojik nokta.
Türkçe Sözlük 
(Süm.) ev. Türk Dili EŞİK (ESİK) kapı (Umum Türk). Olcas
işik : dergyah, kapunun taşra tarafı. — Thor, Schwelle. | işik ağası : kapucı başı, kapu ağası, teşrifatcı. — Thorwächter, Zerimonienmeister. ÇOAS
eš3: (eššum, bitum) tapınak, ev, türbe, sığınak, kurum. SNAX

eşkıya < Ar. aşqiyā bedbahtlar, suçlular, şakiler < Ar. şaqi yaramaz, serseri, şuç işleyen < # şqw acı ve sıkıntı verme, birine kötülük yapma < Akad. şegu yabani, vahşi, çılgın olmak. Şimşek

ev / e2 (Süm.);
ev, barınak, mesken, konut, tapınak, yer, oda, bölüm. bitum .
e2 : ev, tapınak, aile, oda. Akad. bitum. SNAX
e2 "Haus", Tempel, Akad. bītu. SUZE
e  wr. e2; ĝa2; e4 "house; temple; (temple) household; station (of the moon)?; room; house-lot; estate" Akad. bītu SSED, TPSD
é-gal:  palace ('house' + 'large') . SULE
ev ; ET. konut, çadır bayt بيت  #byt ev, hane . Akad. bītu, Fen. bt, İbr./Aram. bēt (ev). NETS
ev : ef, ew, öw, üw, üv. DVLT
Hititçe’de ab; ev, oba demektir. Fehmi Dinçer
e wr. e2; ĝa2; e4 "house; temple; (temple) household; station (of the moon)?; room; house-lot; estate" Akad. bītu . TPSD
ev; ‘Yalnız bir ailenin oturabileceği biçimde yapılmış yapı; konut.
                KT. ew,
                Uyg. āβ,
                OT. ew, ef, ev, öw, üw, üv
                TatK., Bşk. üy
    üy (Kırg., Kzk., KKlp., Blk., Kum., KarK., Nog., Alt., Tel., Kuğ., Özb.)
    üye ‘oda’ (Kumd.)
    üg ‘yurt’ (Tuv.)
                ü (Bar., Alt., Şor.)
                üv (KarT.)
                ug ‘ev’ (Kumd.)
                öm (Mad.)
                öp (Sag.)
                ev (Az.)
                öy (Trkm., TatK., Bşk., Tar.)
                em (Şor.)
                ep (Küer.)
                ip (Hak.)
                hăv (Hlç.)
                yev (Kar., Köp.)
 Sayın Gülensoy ‘ev’ maddesine aşağıdaki notları koymuştur. "Çince, Sümerce ya da başka bir dilde köken aranması doğru değildir".  Bu sözcüğün Sümerce’de aranması neden yanlış olsun?.”Sümerce ya da başka bir dilde köken aranması” neden “uygun     “ olmasın? Tartışma ve Sonuçlar bölümünde bu konulara değinilecektir. TUGÜ
ev (Ouï) = Maison. Cf. babylonien  et médique (ou néo susien ? ) è =maison; japonais iyé= id.; chinos uh=id.; lycien u, uva,  et uve= maison (selon S. Bugge, LykischeStudien ii, 1901); curetu  et  cupua (Brésil)  uii=id; bribri (Costa Rika) hu=id; tombuktou (Afrique) hu=id;  autres dialectes africains ho, huo, oa, ua=id. Bedros Keresteciyon
ev 1. Yalnız bir ailenin içinde oturabileceği biçimde yapılmış yapı, 2. Bir kimsenin veya ailenin içinde yaşadığı yer, konut.
Az.  öv,
Tkm.  öy,
Nog.  üy,
TatK.  öy, Bşk öy,
Blk.  üy,
KKlp.  üy,
Kzk.  üy,
Krg . üy,
Tat.  öy,
Hal.  häv,
Şor.  em,
Küer.  ep,
Bar.  û,
Mad.  őm,
Sag.  öp,
Alt., Tel., Kug.  üy,
Hak.  ib,
Şor. , Alt.  ū,
Tuv.  üg ‘yurt’.
Eski türkçeden başlayarak kullanılır. Orta Türkçede ev olarak geçer.Kaşkarlı Mahmud’a göre Oğuzlar ew biçimini kullanırlar. Eski Kıpçakçada ev olarak geçer. Kökenini bilmiyoruz. Munkaácsi’ye göre Sümerce ab biçimiyle birleştirilebilir. Hommel de Sümerce ab- Türkçe ev (eb) arasındaki bağlantı üzerinde durmuştur. Németh’e göre bu iki sözün birleştirilmesi olanaksız olmamakla birlikte, inandırıcı değildir. Doerfer’e göre, Munkaácsi’nin ev’in sümerceden geldiği yönündeki savı yanlıştır. Polivanov’a göre Çinceden alınmıştır. (Çince ip=köy). Polivanov bu etimolojiyi çalışmalarında sık sık dile getirmiştir. Sbornik, Räsänen etimoloji vermemişitr. Clauson da etimolojik bir açıklama yapmamıştır. Sevortyan, Polivanov’un etimolojisini vermiştir. Doerfer’in Halaççaya dayanarak verdiği ev’in päb’den geldiği yolundaki savı düşündürücüdür. Menges Orta Korece ip ‘Haus’ , Japonca iba ‘Haus’ biçimleriyle karşılaştırmıştır.  Eren
e2-gal mu-du3 niĝ2 dirig bi2-ak. ETCSL c.1.3.2-171
lugal-ĝu10 e2-gal maḫ-a-ni […] mu-ni-in-dug3-dug3-ge-[en]. ETCSL c.5.3.3-251
lugal-bi-ir e2-gal dug3-ga-na ḫe2-na-an-us2.  ETCSL c.2.4.2.02-288

evlat
çocuklar, oğullar < Ar. awlād < Ar. walad çocuk #wld Akad. (w)aladu(m), uladu, maladu doğurmak. Şimşek 
evlatAr. awlād أولاد  #wld afˁāl çoğ.çocuklar Ar. walad ولد çocuk. NETS

eylül ~ Ar. aylūl أيلول Rumi takvimin yedinci ayı ~ Aram. ˀelūl אלול Arami/ İbrani takviminin altıncı ayı = Akad. elūlu hasat, bağbozumu.  NETS
ululum Eylül. 6. Ay. SNAX
eylül Türk miladi takviminde 9.ay Sür. eylul < Aram. eylül < Akad. elunum, elulu, ululu bir bayram. Babil takviminin 6.ayı, elulu ayı. Akadca da Arinna bayramı, ağustos ve eylülün bir bölümüne denk gelen ay, hasat, bağbozumu. Belki? Süm. adı A.LA; La.LA; UL (eylül). Şimşek.2004
elūlu [Time → Month] → elūnu
Comparison with other Semitic languages :
Arabic : aylūl  أَيْلُول «September»
elūnu  [ITI.KIN.(DINGIR.INANNA):]  [Time  Month], elul, sixth month  of the year  (approximately August September) ; elūnu šanû,   elūnu urkiu second . elul
Variants : elūluulūlu. AKDI
eylül    Ar. eyl°l  a. Yılın dokuzuncu ayı.

Türkçe Sözlük 

Hiç yorum yok: