27 Şubat 2015 Cuma

Antik Yunan Aldatmacası



“Antik Yunan” ‘ın temeli Mezopotamya Uygarlığıdır.
Antik Yunan aldatmacısı; “Batı”, Batı ideolojisi / felsefesi/ dünya görüşünün / uygarlığının  birinci dayanağıdır.  “Batı”, Batı ideolojisi / felsefesi / dünya görüşünün / uygarlığının  ikinci dayanağı ise Yahudi-Hristiyan öğretisidir /  (Kutsal Kitap öğretisi) .
Bu iki dayanak / öğreti ile  Antik Yunan / Helen uygarlığı  devamlı olarak ‘Doğu’ uygarlığının karşıtına/ karşısına konmuştur. Oysa Antik Yunan / Helen uygarlığı ‘Doğu’  uygarlığının karşıtı değildir. Doğu uygarlığının bir parçasıdır , kaynağı Antik Mısır ve Mezopotamya’dır ve ‘Doğu’ uygarlığından kaynaklanmıştır. Antik Yunan Genişletilmiş  Beş Deniz Bölgesi’ne dahildir. (Beş Deniz Bölgesi ayrıca incelenecektir.)

Bu konuda insanlık tarihi açısından çok önemli bir çarpıtma yapılmıştır ve bu  çarpıtma Batı kaynaklıdır. Yani neden Antik Yunanistan-Helen uygarlığı , “Ortadoğu” kavramından - bölgesinden, daha doğrusu Beş Deniz Bölgesinden çıkarılmış ve bunun  karşısına konmuş / oturtulmuştur. Sanki karşıtı imiş gibi. Oysa Antik Yunan kültürünü yaratan kesinlikle “doğu”dur. Bu konuda sayısız kaynak vardır. Batı, köksüzlüğüne bir çare olarak gördüğü bu iki unsura sımsıkı sarılmıştır. Dayanaklarından biri olarak Antik Yunan uygarlığını göstermiş, ikinci olarak da Yahudi-Hristiyan öğretisine, Kutsal Kitaba sarılmıştır. Batı düşüncesi; bu iki unsuru da alıp (bir anlamda ters çevirip), sanki bunlar Doğu’nun karşıtı imiş gibi,  Doğu’nun karşısına koymuştur /  ve “karşıt” yaratılmıştır. Bu ırkçı bir görüştür.  Batı sadece bu iki unsur üzerinde ayakta durur. Bir de bunlara yine kendilerine özgü “hile ve desise” gibi kavramları da eklersek bu üçlü sacayağı altlarından çekildiğinde Batı “yok” tur. Yapılmak istenen bir Doğu-Batı karşıtlığı yaratmak (ırksal ve etniksel bir kurcalama yapmak)  veya bunu körüklemek de değildir. Meseleye böyle bakmamak gerekir. Ancak geçmişimizin doğru bir biçimde ve tutarlı bir şekilde ortaya konması tüm insanlığın yararına olacaktır. Bir çok çarpıtmadan sıyrılmak geçmişi incelemekle mümkün olabilecektir.

Antik Yunanistan-Helen uygarlığı ve Yahudi-Hristiyan öğretisi /  (Kutsal Kitap öğretisi) unsurlarının   kaynağı Mezopotamya’dır. Bu uygarlık Beş Deniz Bölgesine dahildir. Buranın bir parçasıdır. Buradan kaynaklanmıştır.

Antik Yunanistan’da üretilen bütün mitlerin ve efsanelerin kaynağı Mezopotamya ve Mısır’ dır. Bu konuda da sayısız örnek verilebilir.

 “Batı düşüncesinin iki ana kaynağı, Kitabı Mukaddes ve Yunan, Enki’yi biliyordu” dır. (Kramer. Sümer’lerin Kurnaz Tanrısı Enki, 39.) “Enki – Akadca metinlerde adı genellikle Ea diye geçer,- Mezopotamya’dan yayılan ve bugünkü Türkiye ve Kuzey Suriye’yi içine alan Hitit İmparatorluğu’ndan geçerek kadim dünyanın geniş bir coğrafi alanında… tanınır hale gelmişti.” (Kramer. …Enki. 24)
Enki’nin; İÖ. Üçüncü yüzyılda Babil rahibi Berossus’a atfedilen Yunan metinlerinde Kronos olarak belirmesi, onun hakkında yazılmış Sümerce öykülerden iki bin yıl sonra Mezopotamya edebiyat geleneğinin devam ettiğini gösterir. “ (Kramer,  …Enki. 23)

Üçüncü binyıldan itibaren Sümer kültürünün ve uygarlığının, doğuda Hindistan’a ve batıda Akdeniz, güneyde eskiçağ Etiyopyasına ve kuzeyde Hazar Denizi’ne kadar yayılmış olduğuna inanmak için geçerli nedenler vardır.” (Kramer, Sümerler. 15)

İÖ ikinci yüzyıldan, İs. Beşinci yüzyıla tarihlenen Yunan Büyü Papirüsleri “Ereskigal” diye bilinmektedir. Yani Sümerli Ereşkigal. (Kramer Enki… 219)

“…Sümer kahramanlık şiirlerinin örüntüsü Yunan, Hint ve German destan malzemesinin örüntüsüyle benzeşir. Konulu şiir gibi biçem ve teknik açısından bu kadar ayrı bir ebedi türün Sümer, Yunanistan, Hindistan ve Kuzey Avrupa’da farklı zaman aralıklarında yaratılmış ve geliştirilmiş olması pek olanaklı görünmediğinden ve Sümer konulu şiirin dördünün içinde en eskisi olduğundan, destan türü şiir kökeninin Sümer’de bulunabileceği sonucuna varmak mantıklı görünmektedir.” (Kramer. Tarih Sümer’de Başlar. 275)

“Batı kültüründe oldukça büyük rol oynamış olan Kitabı Mukaddes’te bu Sümerlerin teolojik, etik ve yazınsal  fikirleri ile koşutluklar bulunduğu görülmektedir. “ (Kramer. Sümerler. 9). Kramer çok sayıda bu koşutlukları kitabında açıklamıştır.

İbraniler Eski Ahit’lerini, Yunanlılar İlyada ve Odisseia’larını yazmadan bin yıl önce, Sümer’de mitler, destanlar, ilahiler ve ağıtlar ve sayısız atasözü, fabl ve deneme derlemesinden oluşan zengin ve olgun bir edebiyat buluruz.” (Kramer. Tarih Sümer’de Başlar. 14)

Yunanlılar ve Romalılar, hayvan fablları edebi türünün doğuşunu, İÖ. Altıncı binyılda Küçük Asya’da yaşamış olan Ezop’a bağlarlardı. Buna karşın, Ezop’a yüklenen fabllardan en azından bir kısmının ondan çok önce de var olduğu günümüzde bilinmektedir. Her durumda, ‘Ezopik’ türdeki fabllar Ezop doğmadan bin yılı aşkın zaman önce Sümer’de bulunuyordu. (Kramer. Tarih Sümer’de Başlar. 159)

Yunanlıların Hades’i, İbranilerin Şeol’ünün Sümercedeki karşılığı  Kur’dur. (dağ/yabancı ülke. Kramer. Tarih Sümer’de Başlar. 194)

Romalıların Venüs’ü, Yunanlıların Afrodit’i Babillilerin İştar’ı dır. (Kramer. Tarih Sümer’de Başlar. 196)

Ejderha öldürme teması İÖ. Üçüncü binyılda Sümer mitolojisinin önemli bir motifi olduğuna göre, Yunan ve erken Hristiyan ejderha öykülerinin dokumasındaki ilmeklerin Sümer kaynaklarından geldiğini öne sürmek hiç de akıl  dışı değildir. (Kramer. Tarih Sümer’de Başlar. 211)

 Hıristiyan kutsal kitap modelinin hegemonyasıyla mücadele eden  Aydınlanma Çağı bilginleri tarafından uygarlığın beşiği olarak görülen Yunan uygarlığı uzun bir süre “mucize” olarak görülmüştür- şu ünlü “Yunan mucizesi”nin işlevlerinden biri de Doğu’yu yok saymaktı. ..Yunan uygarlığının tarihini anlamak için Önasya, İyonya, Hititler, ardından da.. Mezopotamya’ya doğru uzanmak gerekir.” (Jean Bottero Eski Yakındoğu. 24)

Mezopotamya’nın Batı’ya ilk katkısı doğrudan yazı olmuştur.. Fenikelilerden alınmış o müthiş alfabe sisteminin kökleri Sümer’e, İki Nehir Arasındaki Ülke’ye uzanmaktadır.” (Jean Bottero Eski Yakındoğu. 24)

Klasik Yunan düşüncesinin temelini oluşturacak olan Heseidos ve İyonyalı filozoflarda, Dicle ve Fırat arasından doğmuş konular bulunmaktadır”. (Jean Bottero Eski Yakındoğu. 29)

Umarım modern Batı’nın temel direklerinin iki nehir arasında nasıl sağlam köklere sahip olduğunu anlatabilmişimdir.“ (Jean Bottero Eski Yakındoğu. 31)
               
“..bizim astrolojimiz Yunanlılardan, Büyük İskender’in (İÖ. 330’lu yıllara doğru) Yunanistan ve Doğu arasında başlattığı o inanılmaz kucaklaşmadan sonraki Helenistik çağın Yunanlılarından gelmektedir. Oysa açıktır ki, Yunanlılar’da –ki bunu birçok kez dile getirmişlerdir- bu yıldız falcılığını başka yerlerden, daha açıkça söyleyecek olursak, büyük hayranlık uyandıran Mezopotamya’dan ve Babil’den almış olduklarını çok iyi biliyorlardı.” (Jean Bottero Eski Yakındoğu. 187)

Eski Yunan bile Babil’in uzak ama yoğun ışığıyla aydınlanmıştır. Bunun sonuçları Yunan düşüncesinin oluşum döneminde hemen göze çarpar; Hesiodos’un Theogonia’sı, Mezopotamya Yaradılış Şiiri ile birçok bakımdan uyuşur. Eski Yunan filozoflarının tümü, örneğin kozmogoni alanında, Mezopotamya’nın arkaik mitografyalarının açtıkları yolu tastamam izlerler; her ne kadar onlar bu yoldan giderken düşünüp taşınıp yolu kendi zamanlarına uydurmuş olsalar bile bu durum geniş çaplı, kökten bir bağımlılığın göstergesidir.”  (Bottero, Mezopotamya, Yazı Akıl ve Tanrılar. 24)

Büyük Hitit İmparatorluğu hakkında bildiklerimiz bize onun da Mezopotamyalı atasına çok şey borçlu olduğunu gösteriyor. Yazıyı, sözcük dağarcığının bir kısmını, edebiyat türlerini, adli, bilimsel tarzların çoğunu ondan almışlardır. Değil mi ki Hititler Küçük Asya’dadırlar, ayrıca Küçük Asya da Ege’ye Yunanistan’a açılmaktadır! Helenistler arasında en tutucuları bile açıkça söylemeseler de Eski Yunan’ın hem kültür hem de başka alanlarda Doğu’dan, yani daha en başından o saygın, o muazzam Mezopotamya’dan ne derece etkilendiğini bugün artık inkar edemiyor.” (Bottero, Mezopotamya, Yazı Akıl ve Tanrılar. 45)

Bize, “Batı uygarlığına” gelince; ister kabul edelim ister etmeyelim, Hristiyanlıkla başladığı ve Hristiyanlık da bir yandan Kutsal Kitap ideolojisinin, diğer yandan da Yunan-Helen ideolojisinin kavşağında yer aldığı için biz, yani Batı uygarlığı iki yanlı olarak Sümerler ve Babillilerin uzak akrabalarıyız. Sümerler ile Babilliler soy ağacımızın kütüğüne kaydolmuş, ayırdedilebilir ilk atalarımızdırlar. Uzaktan, çok uzaktan, bizim akrabamızdırlar, geçmişimizin bir parçasıdırlar. Geçmiş, onun hakkında edineceğimiz bilginin kesintisiz  olmasına bağlı olduğuna göre, eğer biz de genetik geçmişimizi anlamak, atalarımızı bulmak, mirasımızın er arkaik, en temel bölümünün dökümünü çıkarmak, evrimimizle ilgili bize yalnızca Tarihin sağlayabileceği.. o eşşsiz, o aydınlık açıklamayı elde etmek istiyorsak, işte eski Mezopotamyalılara kadar, yani ufkumuzun en ucuna kadar gitmek zorundayız. Uzun süre, iki ‘mucize’ tarihçilerimizin bu kökenlerimize doğru ilerleyişlerini durdurdu: İlki Tanrı tarafından yazılmış ve bütün sorulara kesin bir yanıt getirmek için insanlara verilmiş ‘dünyanın en eski kitabı’ olan ‘Kutsal Kitap’  imgesiydi; ikincisi ise şu ünlü ‘Yunan mucizesi’ydi, onun çncesindeki evrenin ağaçtan yeni inmiş ya da mağarasından ürkekçe dışarı çıkmış ilkel insanın evreni olduğu sanılırdı.” (Bottero, Mezopotamya, Yazı Akıl ve Tanrılar. 45)

Uygarlığımızın, düşüncemizin ve bilincimizin İncil’deki İsrail ve Eski Yunan gibi bilinen kaynaklarının ötesinde çok daha eski bir kaynağın, uzaklarda, Tarih’in en uç noktasında bir kaynağın var olduğu.  Bu kaynak Eski Mezopotamya, Sümer ve Akad ülkesidir.  Burada kültürümüzün en arkaik biçimini görürüz: Batı’nın ilk doğuş anlarıdır bunlar.” der ve “Batı’nın ilk atalarının vatanını tanımaya” çalışır (Bottero, Mezopotamya, Yazı Akıl ve Tanrılar. 15)

Bottero, Batı uygarlığının iki temel dayanağını belirterek; ’bu doğuş anları’nı ‘Batının ilk doğuş anları’ olarak niteliyor, oysa bu insanlığın ilk doğuş anlarıydı. Bottero kendisini “eski İsrailoğulları’na bağlayan ‘sempati’ nin aynısını antik Mezopotamyalılar için de duyduğunu” belirterek , alışılagelen Batılı bir anlayışla bir sahiplenme yapıyor.

Batı uygarlığının köklerine inmek istediğimizde yolumuz üzerinde, yerinden oynatamayacağımız, binlerce yıllık bir gelenek karşımıza dikiliyor; birbirinden ayrı, ama doğa üstü ve akıldışı iki ‘mucize’ gösteriyor bize, ve bunlar da yolumuzu tıkıyor. .. Bat uygarlığı bize dosdoğru Hristiyanlıktan geliyor; Hristiyanlık da iki kültür akımının kavşağında yer almıştır: Bir yanda Kutsal Kitap, diğer yanda da Helen kültürü.” (Bottero, Mezopotamya, Yazı Akıl ve Tanrılar. 49)

Bernal Kara Atena adlı kitabında Yunan tarihine ilişkin iki modeli konu alır: Modellerden biri Yunanistan’ı özünde Avrupalı ya da Ari saymakta, öteki ise Levantlı olarak, Mısır ve Sami kültür alanının periferisinde görmektedir. Bu modellere, “Ari Modeli” ve “Eskiçağ Modeli” adlarını vermiş. Klasik ve Helenistik çağdaki Yunanlılar arasında genellikle kabul edilen görüş “Eskiçağ Modeli” idi. Bu modele göre, Yunan kültürü, Mısır ve Fenikelilerin MÖ. 1500 civarında yaptığı kolonileştirme ve yerli halkı uygarlaştırması sonucunda ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Yunanlılar Yakındoğu kültürlerinden çok büyük ölçülerde alımlamalar yapmaya daha sonra da devam etmişlerdir. Çoğumuza doğru diye belletilen Ari Modeli ancak 19. Yüzyılın ikinci yarısında geliştirildi.

“Avrupa merkezci tarih anlayışı, Batı uygarlığını, kendine özgü bir tarihsel gelişmenin ürünü olarak görür. Buna göre, bugünkü Batı uygarlığı, insanlığın genel gelişim çizgisinden ayrılmış, daha verimli bir yola sapmış ve diğer uygarlıklar karşısında üstün konuma gelmiştir. Yani, Avrupa merkezci görüş, insan uygarlığını bütünsel bir süreç olarak görmeyi reddeder.
Samir Amin, Avrupa Merkezcilik adlı kitabında, kapitalist ideologlarca savunulan Avrupa merkezci önyargıyı şöyle özetliyor:
“Antik Yunanistan-Roma-Hristiyan feodal Avrupa-kapitalist Avrupa biçiminde sıralanan, Avrupa’ya bahşedilmiş benzersiz bir soyağacı vardır. Bu zincir her halkasıyla ileri insanlığın (ilerlemenin) çizgisidir ve sonuçta ilerlemenin doruğu kapitalist mucizeyi yaratmıştır. Dünyanın bu zincirin dışında kalan bölümleri doğal olarak geridir. Geri halklar için tek çıkar yol bu zincire bir şekilde eklemlenebilmektir. Gelişmiş kapitalist Batı modeli tüm gezegene yaygınlaştırılabilir. Kısaca Avrupa (kapitalizm), tarihi ve bugünü anlamında dünyanın diğer bölgeleri ve halklarına göre üstündür.”
Avrupa merkezciliğin Batı uygarlığı için çizdiği yol, “Batı uygarlığının tarihi” diye bir modele dönüştürülmektedir. Bu modelin iki bileşeni bulunmaktadır. Bileşenlerden birine göre, Batı uygarlığı Yunanistan’da doğmuş, Roma üzerinden ortaçağa ve oradan da bugüne ulaşmıştır. Dinsel bileşen ise Yahudi-Hristiyan hattını izlemektedir. Bu iki bileşen Rönesans’ta yeniden buluşmuş, Yahudi-Hristiyan mirası Rönesans’ta klasik köklerine dönerek Yunan-Roma mirasıyla birleşmiştir.
Avrupa merkezci teoriler, Asya ve Afrikalı toplumları dünyanın tarihsel gelişme yatağının dışına itmektedir. Böylece Avrupa toplumu, insanlığın biricik gelişme yatağı ve öncüsü olmaktadır. Doğu toplumları ise, gelişme dinamiğine yapısal olarak sahip değillerdir.. Sonuç olarak üçüncü dünya halklarının bu tıkanıklığını aşacak olan Batı emperyalizmi ve sömürgecilik haklı kılınmaktadır.
Bu Avrupa merkezci teoriler, eşitsiz gelişmenin belli bir döneminde, 19. Yüzyılda, Avrupa’nın öne geçtiği bir zamanda imal ediliyor.. Bu nedenle bütün bir insanlık tarihinin bilançosu üzerine kurulmuş değillerdir. Geleceğe düşürdükleri gölge de, Avrupa hakim sınıflarının çıkarlarının gölgesidir.

Martin Bernal bu kitabında ‘Eskiçağ Modeli’ adını verdiği tarihsel-kültürel modelin 19. Yüzyılın başına kadar geçerliliğini koruduğunu; oysa, Yunan tarihinin okullarda öğretilen versiyonunun ancak 1840 ve 1850’lerde geliştirildiğini; 19. Yüzyılda  Kuzey Avrupa ırkçılığının patlamasıyla birlikte ‘özgün’ Avrupa uygarlığının beşiği Yunanistan’ efsanesinin ortaya atıldığını ve Yunanistan’ı oluşturan Avrupa dışı unsurların yok sayılmaya başlandığını belirtmektedir”. (Martin Bernal. Kara Athena. Sunuş yazısından)

Black Athena (Kara Atena) adlı kitabında Prof. Bernal , Grek Medeniyetinin “yaratılmış” olduğunu iddia eder ve Aryan, üstün ırkın menşeini buraya dayandırmak isteyen 19. Asır Skolastik Batılıların, esası Afrika menşeli olan kültürün nasıl “Grekleştirildiğini” anlatır.
Bernal, Klâsik Medeniyetin Afro-Asyatik Köklerinin aslında antik Mısır ve Finike kültürlerine dayandığını iddia ediyor. Batı medeniyetinin kökeninin Avrupa’daki 18. ve 19. Asır ideolojik akımlarının etkisinde, bilimsel nesnellikten uzak olarak “imâl” edildiğini ve “orijinal Avrupa Medeniyetinin beşiği Yunanistan’dır” sloganının lanse edildiğini savunuyor. İdeolojik ve ırkçı öğelere sahip tarih literatürüne göre Avrupa, Yunanistan ve Arîler dışında kalan Afrika ve Asya köklerinin,  Yunan kültüründeki büyük etkisinin Batılı akademisyenler tarafından şuurlu bir şekilde tekrar tekrar görmezden gelinip inkâr edildiğini ve zamanla silindiğini savunuyor.  Bernal kitabında yüzlerce kanıt ve örnek belirtir.

Üçüncü bin yılda Anadolu’dan Yunanistan’a birtakım göçlerin olduğu filolojik delillerle ispatlanmış, birçok coğrafi adın ve Yunan dilindeki kültür hayatıyla ilgili birçok sözcüğün Anadolulu insanlar tarafından  adalar üzerinden geçen kavimlerce Yunanistan’a getirildiği  belirlenmiştir. Yunan ülkesine doğudan gelen bu insanlar ilk önce bu ülkenin denize açılan geniş vadileri ve düzlüklerine yerleşmişler, ancak sonraları batı ve kuzeye yayılmışlardır.  Anadolu kavimleri bir defalık büyük bir akın halinde değil, fakat belki yüzyıllarca süren küçük göçler sonunda adalar ve Yunanistan’ a girmiş,  yerlilerle karışıp kaynaşmışlar, yalnız Yunanistanda değil, bütün Ege bölgesinde bir örnek bir maden kültürünün meydana gelişinde başlıca rolü oynamışlardır. Maden kültürü  Yunanistan’a Anadolu’dan gelmiştir. Mezopotamya’da öteden beri kullanılan altın ve gümüş külçeleri Yunanistan’ da da ölçü olarak kullanılmış, MÖ. 7. yy dan başlayarak Mezopotamya ağırlık sistemi de Yunan ülkelerine girmeye başlamıştır.

 Anadolu kavimlerinin 3 binyıldaki batı göçleri sanıldığından çok daha geniş olmuş, bunlar yalnız Ege bölgesini istila etmekle kalmayıp, bazı coğrafya adlarının yayılış alanının gösterdiği gibi, İtalya ve hatta İspanya’ya kadar uzanmışlardır.
İkinci binyılın başlangıcında, Mısır’ın 12 nci sülaleyle yeni bir yükselme çağına kavuştuğu, Ön Asya’da kavimler hareketi sonunda yeni birtakım devletlerin ortaya çıktığı ve Hurri’lerin üstün bir rol oynamaya başladığı, Anadolu’da ise Hitit devletinin kurulduğu bir zamanda Girit adası da büyük bir siyasal ve kültürel gelişim geçirmeye başlamıştır. Bu dönemde Girit ile Kıbrıs, Suriye ve Mısır arasında sıkı ticaret ilişkileri vardı. Yunanlıların doğulular, en çok Fenikelilerle sıkı ticaret ilişkilerinde bulunmaları Yunan kültürünün gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Yazıyı Yunanlılar MÖ.8 yy. ın başlarına doğru Fenikelilerden öğrenmiştir. Eski Yunan alfabesi Fenike alfabesine sesli harflerin eklenmesinden başka bir şey değildir.
Tera adasında oturan Dorlar, Mısır’ın batısında bugünkü Bingazi dolaylarında Kirene kolonisini vücude getirmişlerdi. Afrika’nın içlerinden gelen büyük kervan yollarının sonuna raslayan ve denizden 2 mil mesafede bulunan Kirene Mö 6. Yy. da Akdeniz ekonomisinde önemli rol oynamıştır. Bu kolonide Yunanlılar, Sami olan Libyalılarla pek erken sıkı ilişkiler kurmuşlar, aynı zamanda Siva vahasındaki tanrı Ammon’ un kehanet ocağını da tanımışlardır ki, bu ocak daha sonraları Yunan dünyasında büyük bir ün kazanacak ve Makedonya kıralı  Büyük İskender’ in hayatında da belirli bir rol oynayacaktı. (Arif Müfid Mansel Ege ve Yunan Tarihi).

Avrupa’nın felsefe geleneği, Yunan felsefesi üzerinden yapılandırılmıştır. Ne var ki Yunan felsefesinin de geniş Ortadoğu düşünsel yelpazesinin, Ön Asya, İran, Mezopotamya ve Mısır düşüncelerinin çok başarılı bir uygulaması, yetkin bir bağdaştırma ürünü olduğu vurgulanmalıdır. Unutulmamalıdır ki Ex Oriente Lux. (Işık Doğu’dan Yükselir!) (Tecimer, 2004:357).

Matematik tarihinde kayda değer bütün başarılar; Thales (MÖ. 624-546), Pisagor (MÖ 572-490), Öklid (MÖ. 365-300) bu üç matematikçinin başarısına indirgenmektedir. Tales Finikelidir, ailesi sonradan Milet’e yerleşmiştir. Pisagor doğuda 20 yıl kalmıştır, Babil’de, İndus’ta ve Mısır’da matematik ve felsefe öğrenmiştir. Geometrinin kurucusu sayılan Öklid ise İskenderiyelidir. Orada yaşamış ve matematik öğretmenliği yapmıştır. Gerek Tales teoremi, gerek Pisagor teoremi, gerekse de Öklid bağıntıları, onlardan en az bin yıl önce Mısır’da, Sümer’de, Elam’da ve İndus’ta biliniyordu. Sümer okullarında ders olarak okutuluyordu. (İbrahim Okur, 27)

Burak Eldem, Fraternis adlı kitabında şu hususların altını çizer:
Batılı düşünce dünyasını ipotek altına almış iki büyük önyargıdan sıyrılmak gerek: Judeo-Hristiyan dünya görüşünün doğrulanması kaygısı ve Yunan düşüncesinin her felsefe ve inanç sisteminin kökünde aranması alışkanlığı. Her soyut düşünce ürününü Greklere dayandırmak, bilimin Grek uygarlığı çağında doğduğunu, daha öncesinde bilim olmadığını öne sürmek; Batı’nın bir idolü, ideolojisidir.
Ünlü düşünür Pythagoras’ın hocası olduğu ileri sürülen, “gizemli bilge” Pherecydes’in, yaşamının belli bir döneminde “Fenikelilerin gizli kitapları”yla karşılaştığı ve kendini bunlardaki ayrıntılı ve çok çeşitli bilgiler yardımıyla yetiştirdiği ileri sürülür.
Pisagor, geometri ve aritmetikle ilgili temel bilgileri, uzun geziler yaptığı Mısır, Babil, Fenike ve İran’ın bilge rahiplerinden edinmiştir, Pythagoras’ın adıyla anılan teorem ondan en az bin yıl önce Mezopotamya ve Mısır’daki tapınak rahipleri tarafından biliniyordu.  (Eldem, 2006).

Eski Yunanistan’ın hiçbir zaman özgün bir uygarlık yaratmayıp, daha eski bir uygarlığın mirasına bile konmadan, onu sadece keşfetmiş olduğuna ilişkin Batılı tarihçilerin ileri sürdüğü görüşler de vardır. Mısır ve Babil’deki eski imparatorluklardan bilim adına ne kalmışsa çok kere bilinçsiz bir şekilde ve hiç atıfta bulunmaksızın el koyanlar sadece Yunanlılar olmuştur.” (J.D.Bernal’den aktaran Çağlar Tuncay.  Uygarlığın Seyir Defteri. 33)

Stolen Legacy “Çalınmış Miras”  adlı kitabında G.G. Monah James; her sözcüğünde, her satırında ve her sayfasında delil ve kaynaklarla desteklediği tezini şöyle sunmaktadır: “Yunan Felsefesi Mısır Felsefesinden çalınmıştır. Mısır gizem öğretileri Atina’ya ulaşmadan uzun asırlar önce başka topraklara ulaşmıştı. Sözde Yunan felsefesi Yunanlara ve onların yaşam koşullarına yabancı idi.  Yunan felsefesi Mısır gizem sistemi'nin ürünü idi. Memphis teolojisi,  Yunan felsefesindeki tüm önemli doktrinlerin temelidir. Memphis Teolojisi modern bilimsel bilginin kaynağıdır. Memphis teolojisi modern bilimsel araştırma için büyük imkânlar sağlamıştır. Büyük İskender’in Mısır fethiyle, galip orduların geleneği olarak, değerli ganimetler yanı sıra, İskenderiye Kraliyet Kütüphanesinin talan edilmesi Büyük İskender’e bu seferde eşlik eden Aristotles’in devasa sayıda kitabı elde etmesini sağlayacaktır. Daha sonra Aristotles bu kütüphaneyi araştırma merkezine dönüştürecek ve oradan yağmaladığı devasa sayıdaki kitapla kendi kütüphanesi oluşturacaktır. Antik zamanın bilim merkezi olan Mısır’a Aristotles’den önce, eğitim amacıyla giden Pisagor, Thales, Ksenofanes, Parmenides, Zeno ve Melissus gibi birçok Yunan filozof olduğunu da belirtmek gerekir”. (Çalınmış Miras.7)

Peter Kingsley, “Antik Felsefe, Gizem ve Büyü , Pythagoras ve Empedokles Geleneği” adlı kitabında;  Empedokles ve Pythagorascı öğretinin öğelerini Yakındoğu kaynaklarından türettiği ve bunların yüzyılların seyri içinde Doğu’ya geri döndüklerini gösteren büyük ölçüde çevrimsel bir model” den sözeder.

Uzun zaman boyunca Batılı insan, uygarlığının Roma ve Grek uygarlıklarının hediyesi olduğuna inandı. Ama Grek filozofları tekrar tekrar daha erken kaynaklardan yararlandıklarını yazmışlardır… Kadim Mısır yazısının ve lisanının deşifre edilmesi ve bunu izleyen arkeolojik uğraşlar; Batılı insana Grek uygarlığından çok önceleri Mısır’da var olmuş olan yüksek bir uygarlığı ifşa etti. Mısır kayıtları MÖ. 3100’lerde başlayan kraliyet hanedanlarından söz eder; yani Helen uygarlığının başlangıcından tam iki bin yıl önce. Olgunluğuna ancak MÖ. beşinci ve dördüncü yüzyıllarda ulaşan Grek, bir başlatıcı olmaktan ziyade, arkadan gelen bir uygarlıktı, öyleyse, uygarlığımızın kaynağı Mısır’da mıydı? Bu sonuca varmak çok mantıklı gözükse de, olgular buna karşıdır. Grek bilginler Mısır’a ziyaretlerini tarif ederler ama ama sözünü ettikleri kadim bilgi kaynakları başka yerde bulunmaktaydı. Ege Denizi’nin Helen öncesi kültürleri, yani Girit adasındaki Minos ve Grek ana karasındaki Mikene kültürleri, Mısır değil de Yakın Doğu kültürünün benimsendiği kanıtlarını açığa çıkarmıştı. Çok daha erken bir uygarlığın Greklerin kullanımına açık hale gelmesinin başlıca yolları Mısır değil, Suriye ve Anadolu idi. Helen alfabesi bile Yakın Doğu’dan çıkmıştır. Kadim Grek tarihçileri de Kadmus adlı bir Fenikelinin, aynı sırayla aynı sayıda harften oluşan alfabeyi getirdiğini yazarlar. Grek ve Latin yazısının ve dolayısıyla Batılı kültürümüzün tüm temelinin Yakın Doğu’dan alındığı, orijinal Yakın Doğu alfabesi, daha sonraki kadim Grek ve daha yeni olan Latin alfabelerinin sıralanışı, adları, işaretleri ve hatta sayısal değerleri kıyaslama yolu ile gösterilmiştir. MÖ. birinci bin yılda, Greklerin Yakın Doğu ile temasları, Perslilerin MÖ. 331’de Makedonyalı İskender’e yenilmesiyle doruk noktasına varmıştı. Grek kayıtlarında, Persliler ve ülkeleri hakkında çokça bilgi mevcuttur. (Z. Sitchin, 12. Gezegen. 24)

Mezopotamya sahnesine dışarıdan gelen pek çok davetsiz misafir gibi, Mezopotamya kültür ve geleneğinin bitmez tükenmez gibi görünen süngeri onları da içine çekmişti. Mezopotamya tarihinde Hurrilerin oynadığı en büyük rol, Mezopotamya kültürünün Hitit, Filistin, ve Fenike toplumlarına ve dolaylı olarak da Yunan ve batı dünyasına iletilmesindeki aracılıklarıdır (J. Oates. Babil. 90)

İbrani ve Yunan yazılarının temellerinin Ugarit [Suriye’de] olduğunu edebi örneklerle gösteren Ugarit edebiyatı, pekçok sayıdaki Hitit efsanesinin kaynaklarının Babil ve Hurri olduğunu ve aynı efsanelerin müteaddit Hitit dillerinde de bulunduğunu gösteren Boğazköy’de orta Anadolu bulunan çivi yazıları, Mısır’da MÖ. üçüncübin yıldan itibaren Sakkara piramidinin duvarlarına yazılan hiyeroglif Piramit Belgeleri, Mısır’da Orta Krallık’tan Osirian efsanesini ihtiva eden Tabut Belgeleri, Mısır’da Yeni Krallık’tan Teb Ölüler Kitabı, Theb ve Fayyum papirüsleri, Sümer ve Akadların destanlarını veren Nineve’deki Irak Aşurbanipal’in sarayının kalıntılarında bulunan çivi yazıları, güney Filistin’deki mağaralarda bulunan Lut Gölü parşömen tomarları…bunların hepsi ve daha birçokları.. bize; Mısır, Mezopotamya, Yakın Doğu, Suriye, Filistin ve Girit’in birbirleriyle yakın kültürel ilişkiler içinde olduğunun inkar edilemeyeceğini, Neolitik çağdan itibaren bütün Orta Doğu medeniyetlerinin efsanelerinin birbirleriyle yakın kültürel bağlantıları bulunduğunu açıkça gösterdi.. birbirinden uzak mesafelerle ayrılmış bölgelerde bulunan belgelerin harfen birbirinin aynı olması, bu yazılı geleneklerin bir ülkeden diğerine aynen aktarıldığını gösteriyor. (F.G. Bratton. Yakın Doğu Efsaneleri. 13)

“Antik Yunan Aldatmacası” konusu çok sayıda yayında epeyce işlenmiştir. Bu konunun ne zaman başladığı ve günümüze kadar uzanan etkileri, birçok “bilimsel” nitelikli yazarın düştükleri “tuzak”, “şarkiyat”, / “oryantalizm”, “Doğu-Batı” ayrımı gibi konular, günümüzde olanları iyice anlayabilmek için  ayrıca incelenmeye değerdir ve kesinlikle incelenmelidir…

Hiç yorum yok: