6 Şubat 2015 Cuma

Etimoloji A harfi ile ... V

Antakya Antiokhos adından Antiokheia (Antiokhos ili). Antakya ili İ.Ö. 307 dolaylarında, İskender’in ölümünden sonra bu yöreye egemen olan bir komutanın buyruğu üzerine, şimdiki yerinden birkaç km. uzakta kurulmuştur. İZEY
Antakya Antaqiyya, Antioxeía  [ Yun "Antiokhos yeri" ], Hatay (idari bölge). Büyük İskender'in ardıllarından I. Selevkos Nikator'un babası onuruna MÖ 300'de adlandırılmıştır. Kentin Türkçe adı Arapçadan uyarlanmıştur; Yunancadan direkt alıntıda *Endügü veya *Endek beklenirdi.* Hatay adı, Geç Hitit döneminde bu bölge için kullanılan Hattena adından esinlenerek Atatürk tarafından üretilmiştir. NETS

ANTALYA Anadolu dillerinden, Bergama kralı II. Attalos (İ.Ö.2.yy) adından. İli kuranın adına oranla Attleia /Attalos ili), sonra halk ağzında Antalya biçimine girdi. İZEY
Antalya  Adalya/Atalya,  , Attaleía [ Yun "Attalos (öz.) yeri" ]. Bergama kralı II. Attalos (MÖ 160-138) tarafından kent statüsü verilmiş ve adlandırılmıştır. NETS

ara < a-ra (Süm.);
ara, geçit, Akad. alaktum.
ara : iç. için. orta. arasında. DLDS
a-ra, a-ra2, a-ri-a "Gang, Weg, Betragen". SUZE
ara: ara, arasında. DVLT
a-ra2 : yol, giriş, geçit, kervan. Akad. alaktum. SNAX
alaktu road, way, course, passage. A.RA.
alaktu gait, behavior, customary ways, activities, experiences, road, way, course, passage, advance, movement, traffic, caravan, from Akkad. alkatu. TASD
ara; ETü. ara iki şeyin ortasında, ETü. ara iki şeyin ortasında. NETS
ara : orta, meyan, hengyam, esna, mabeyn. — Mitte, Zwischenraum, Zeitraum, zwischen. | araliğ : aralı, aralanmış, vasita, fasla, meyane, musafe, dar yol; ara mânâsında dahi mustâmel dir. — Zwischenzeit, Vermittelung, Entfernung; enger Weg. ÇAOS
ara. gang. Adam Falkenstein. Geçit, giriş, yol. A:ra iki şeyin arası, geçit. ara=orta (Orh.), art=geçit (es. T.) /Gerey
ara wr. a-ra2 "times (with numbers); ways; way; omen; step (math.)". TPSD
ara tr. Orta, orta yer, iki nesnenin ortasındaki boş yeri . İZEY
ara ‘açıklık, aralık, boşluk, mesafe’.
                ara ‘sınır’ (Bşk., TatK.)
                çekara (Özb.)
                şekara (Kzk.)
                çegrü (Uyg.)
                araçü;k (Trkm.)
    ara (Trkm.)
    aran (Yak.)
    haara (Hlç.). TUGÜ

alaktu  [A.RÁ:]  (pl. alkakātu): 1) the gait of a man, an animal ; 2) the route , the journey of gods, people ; alaktu parāsu : to break / interrupt someone's course ; 3) the course of stars, water, illness, fire, wind (?) ... , the path of the wind ? ; 4)  : way of life , lifestyle , behaviour / behavior ; alaktu še ' u(m) : to look after someone ; 5) trip, journey ;  business trip, caravan ; 2)  behavior
AKDI
ara    
a. 1. İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, açıklık, aralık, boşluk, mesafe. 2. İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla. 3. Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi 4. İç  5. sin. ve tiy. Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre, antrakt. 6.  Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları. 7. Spor karşılaşmalarında oyuncuların dinlenmek ve taktik almak için kullandıkları süre. Türkçe Sözlük 
 ĝištir ḫa-šu-ur2 ba-da-an sag3 ara2   kalam-ma  ba-e-suḫ3. ETCSL C.2.4.1.1-10
du-ri2-še3 me-teš2 am3-i-i-ne a-ra2 ni2-ĝal2-la-ni-im. ETCSL C.2.2.4-322
a-ra2 ak-a-zu niĝ2 gal-gal-am3 diĝir nu-me-da-sa2. ETCSL C.2.5.6.4-7

Arap < Ar. arab < Akad.  Arabu, Aribu, Arubu (Koçak, 1977, s.26). ŞİMŞEK
Arab, Arap Akad. aribu (göçebe, konar-göçer, yörük) den arebu/ arab. İZEY

arka 
a-ba/ a-ga/ aga : arkatum. Arka,geri, arka taraf. SNAX
a-ga "Rückseite". Akad.  arkatu.
a-ga, aga(3) "Hinterseite/kopf". SUZE
arka taraf, arka yüz, geri, sırt warkatum, arkatum, eğer, a-ga. SNAX
arkasına: aga…ak-še3. SNAX
arkasında: aga…ak-a. SNAX
a-ga...gur: to turn back ('back' + 'to return').  ANSD
arka    ارقا  arka, sırt.  . DVLT
a-ga, a-ba back, rear (of a building), hind quarters;  after; cf. a-ga-ni-šè after him. a-ga: back, backside; after; back room . ESUG
arka, arki, arku : warka: arkadan, sonra, onu takiben. Akadca-Türkçe Sözlük. M.Tosun. K. Yalvaç
warki: arkadan. SNAX
arkatu rear side, rear area, back-side.  TASD
ard (art) : sırt, zahr, puşt, arka, taht. — Rücken, Stütze, das Unten. | ardlaşmak : ard, arda, ata binmek, yol gitmek. — Sich auf den Rücken eines Thieres oder Pferdes setzen, reiten. ÇAOS
art / arka Tr. arka, sırt, dağ geçidi, sarp yer, yokuş, dik bayır. Eski Türk sözlüklerinde bulunmasına karşılık arka sözcüğü başka dillerde de benzerlik gösteriyor. As. arkatu arka, sırt, Lat. terga arka, sırt, Gr. rakhis. İZEY
arka : arka, sırt ET., arka (DLT).
                Trkm. art, dağ geçidi
    Az. ard
                Hal. hārt, hāga ‘arka’
                Kürt. arxası ‘arkası’. TUGÜ
a-ga, aga : arka. Akad. arkatum. SNAX
aga wr. a-ga; a-ba "rear; a building or a part of a building" Akad.  arkatu. TPSD
arka tr. Sırt, gövdenin arkası. Asur. arkatu (arka, sırt), Lat. terga (arka, sırt), Gr. rakhis (arka, sırt), Alm. rückken (arka, sırt). İZEY
aga [REAR] (62x: Old Akkadian, Lagash II, Ur III, Old Babylonian) wr. a-ga; a-ba "rear; a building or a part of a building" Akad. arkatu . SSED
arka : ET. bir şeyin art tarafı, geri.NETS
ằra back, behind: Tung. *arka-; Mong. *aru; Turk. *ărka; Jpn. *àtuà.
PTung. *arka-n back (спина): Evk. arkan; Evn. arqn; Neg. ajkan;
Ork. atta(n); Orch. akka(n); Ud. aka(n); Sol. arka.
◊ ТМС 1, 51.
PMong. *aru back, behind, North (спина, задняя сторона, север):
MMong. aru (HY 11, SH 9), aradan ‘behind’, ārudur ‘to the back’ (MA
104, 106); WMong. aru (L 54), aru-ki; Kh. ar; Bur. ara; Kalm. arə, ārə, arkə;
Ord. aru ‘back, east’; Dag. ar (Тод. Даг. 121), arkən (MGCD); S.-Yugh. ār.
◊ KW 12, 14, 21, MGCD 114.
PTurk. *ărka back (спина, задняя сторона): OTurk. arqa (Orkh.,
OUygh.); Karakh. arqa (MK, KB); Tur. arka; Gag. arqa; Az. arxa; Turkm.
arqa; Sal. arχa, arGa (ССЯ 292, 293); Khal. arqа (arxa < Az.); MTurk. arqa
(Sangl.); Uzb. ɔrqa; Uygh. a(r)qa; Krm. arqa, arxa; Tat. arqa; Bashk. arqa;
Kirgh. arqa; Kaz. arqa; KBalk. arqa; KKalp. arqa; Kum. arqa 1; Nogh. arqa;
SUygh. arqa, harqa; Khak. arɣa; Shr. arɣa; Oyr. arqa; Tv. a’rɣa ‘mountain
forest’; Chuv. orɣa-lъx ‘saddle strips’; Yak. arɣā, arɣa-s; Dolg. arga-lā- ‘to
turn one’s back towards smb.’.
◊ EDT 200-201, 215, VEWT 26-27, ЭСТЯ 1, 174-175, 179-180, Лексика 267-268, Федо-
тов 2, 288, Stachowski 36.
PJpn. *àtuà behind, trace (задняя сторона, след): OJpn. atwo; MJpn.
ato; Tok. ato; Kyo. ato; Kag. ato. ‖ EAS 139, KW 12, Poppe 78, Колесникова 1972a, 84-87, Дыбо 305,
Лексика 268, TMN 2, 29-30, Doerfer MT 46. PT *arka and PTM *arka go
back to a dative-locative formation *ara-k῾a. EDAL
arca = Dos, Derrière. Cf. assyrien arkatu = suite,  arrière; hébreu = id.; grec = dos. Bedros Keresteciyan
arkatu   EGIR :  , A.GA :  
backside ; du. warkatā : buttocks ; rear side, part ; estate, legacy ; arrears, debt ; warkata parāsu to examine the facts
Variants : arkatu, urkatu. AKDI
arka    
1. Bir şeyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı, ön karşıtı. 2. Bir şeyin sırt durumunda olan yüzeyi. 3. Geri kalan bölüm. Yazının arkası. 4. Art, peş. 5. Otururken sırtın dayandığı yer. 6. İnsanın vücudu, bedeni. 7. sf. Arkada olan, arkada bulunan. 8. mec. Kayıran, destekleyen. 9. mec. Geçmiş, geride kalmış zaman. Türkçe Sözlük 
aga   (Süm.)   Arka  : Rückseite, hinter(Arno. Poebel .Grundzuege der Sümerischen Gramatik ,29),(Friedrich  Delitsch. 1.,110)
gud-gin7 a-ga gur-ra nu-e-zu. ETCSL c.6.1.05-13
a-ga balaĝ-a bi gud gu3bi gud gu3 nun di.ETCSL c.2.1.7-773
a-ga e2-gal-la2-ka inim si sa2 IM-bi en-na.ETCSL c.4.07.7-69

arz, yer, e.ri.du: (Süm.); dünya
e.ri.du: çok uzaktaki ev. eridu
Alm. erde, Eski Alm.; Erda, İzlanda; Jördh, Danca; Jord., Orta ing.  erthe, Got dili. airtha, Aram. ereds, veya aratha, Kürt. erd veya ertz, İbr. eretz, İng. earth. Sitchin.
Arz : ~ Ar. arḍ أرض [#arḍ] yer, yeryüzü, ülke, toprak.  Karş. İbr. ereṣ . Yeni İbranice eretz: ülke. NETS
yer  735 [ETü] yér yeryüzü, dünya
 1070 [ETü] yér 1. dünya, 2. (Oğuzlarda) oturulan yer, diyar, yurt
 <1400 br="" ik="" nbsp="" rl="" sabit="" y="" yerle="">  <1400 br="" edinmek="" mek="" nbsp="" yer="" yerle="" yerlen-="">  1942 [YTü] yerel mevzii, lokal
 1979 [YTü] yerleşke kampüs << ATü
● İlk anlamı "yeryüzü, toprak" (gök karşıtı) iken, BTü "yurt, barınılan yer", TTü "mevzi, locus" anlamları belirir. NETS
arz . eşgar.erşetim. SNAX
arazi  < Akad. erşetu, arşatu yeryüzü, arz, ülke. Şimşek
eri-du8 syll. für # eridu.gkieri-du10.g syll. für # eridu.gki. SUZE
arz arz
(ard) yer, yeryüzü, toprak <# erz (erd) erşetum yeryüzü, yeraltı, ölüler diyarı > Ugar. arss İbr. eretz, Sür. ar’a, Fa. arsz  Şimşek. 2004
arz Ar. yeryüzü, toprak.  İZEY
yer  bir şeyin, bir kimsenin kapladığı boşluk, mahal, mekan,  ayakla basılan taban,   yaşanılan, oturulan şehir, kasaba,
mahalle, ülke,bölge, bir şeye bir işe ayrılmış bölüm,alan, üzerine yapı kurmaya veya ekime elverişli toprak parçası, toprak. Tkm. Yer, TatK. Yir, cir, Nog. Yer, Kzk. Jer, Krg. Cer, Alt., Tel. yer, çer, Hal. yer, Tuv.  Çer, Yak. Sir. Eski çağlardan başlayarak kullanılır. Kökünü bilmiyoruz. Kürtçede yer olarak kullanılır.  EREN
erşetu the earth (in cosmic sense), the nether world, land, territory. TASD
aşun / ajun Eski Uygurca’da : Dünya, kainat
ajun: dünya, alem. DVLT
alem ar. Alem (evren,yeryüzü, bilinen, çevre, topluluk, bütün). Ar alem sözcüğü ile bilgi anlamına gelen ilm sözcüğü eşkökenlidir. Bu nedenle alem kavramında bilinme anlamı da saklıdır. İZEY
arş ~ Ar ˁarş عرش [#ˁrş] 1. taht, 2. göğün dokuzuncu tabakası ~ Aram. ˁarş ערש taht şeklinde yatak, özellikle Baal tapınağında bulunan taht ~ Akad. erşu Mezopotamya'da açık havada yatmak için kullanılan taht şeklinde yatak.  NETS
Proto-Afro-Asiatic: *ʔariĉ̣-
Meaning: earth
Western Chadic: *HVriĉ̣- 'earth'
Central Chadic: *HVrV[ŝ]- 'earth'
East Chadic: *ʔiraĉ̣- 'valley'
Low East Cushitic: *ʔar(V)d- 'earth' (
Proto-Semitic: *ʔar(V)ṣ̂-
Afroasiatic etymology: Afroasiatic etymology
Meaning: 'earth'
Akkadian: erṣetu
Ugaritic: ʔarṣ
Phoenician: Phn ʔrṣ, Pun ʔrs
Hebrew: ʔereṣ
Aramaic: (Emp) ʔrq, (Nab, Palm) ʔrʕ, (Bibl) ʔ.raʕ
Syrian Aramaic: (Palest, Syr) ʔarʕ-
Mandaic Aramaic: arq-, ard-
Arabic: ʔarḍ-
Epigraphic South Arabian: ʔrḍ
Jibbali: ʔerḍ
Notes: Moab ʔrṣ. NODI
arz Ha-aretz: Dünya.  Yerkürenin yüzeyini oluşturan kuru toprak. Eski ing. eorde, sonrasında earth, proto Germen dilinde ertho, sonrasında Alm. erde, Fr. terre, Flamancada eerde, Lat. terra, ital. terra, isp. tierre
yir         yer, toprak, arazi, arz, yeryüzü, dünya
TÜRK   ADLARIN ETİMOLOJİK SÖZLÜĞÜ
arz    Ar. arø  a. esk. Yer, yeryüzü. Güncel Türkçe Sözlük
arş ~ Ar. ˁarş عرش  [#ˁrş faˁl ] 1. taht, 2. göğün dokuzuncu tabakası ~ Aram. ˁarş ערש taht şeklinde yatak, özellikle Baal tapınağı. NETS
arş    Ar. ¤arş  a. din b. İslam inanışına göre göğün en yüksek katı. Güncel Türkçe Sözlük 
 abzu eridugki-ga den-ki-ka3-še3. ‘Enki’nin Eridu’daki Abzu’suna’. ETCSL. c.1.3.1-7
Eridugki-ta me de6-a-ĝu10-ne. ‘Eridu’dan kutsal yasaları getirdiğim zaman’.ETCSL.c.1.8.2.3-58
nin9-zu dumu eridugki-ge tud-da. ‘kardeşin, Eridu’da doğan çocuk’. Gudea Silindir A-2-16
Arz, yer, Dünya gibi sözcüklerin kökeni Sümerce e-ri-du’ dur.

askı <azgu  az-gu2 (Süm.);
azgu : asgu. As-. asmak. asgı, asku, askı. Neck-stock. STDT
azgu wr. az-gu2 "type of neck-stock". SSED
azgu Sümerian ‘neck-stock (for use with animals) (Grd.331) vs Turkic asgu < as, ‘asmak’ (DLT,I,173), krş, asgu(DŞz, 342), asgı (Dsz, 341), asku (Dsz, 345), askı (DSz, 344) [Tuna90:21] Chuvash us to hang [Krueger61:237]; as (ās) ' to hang, suspend'; üze 'to execute by hanging' [Clauson72:238]; Turkish as, to hang; ıl- iler, with a front vowel(of a thorn) ‘to catch(a garment, etc.)’ [Clauson72:124]. HMHU
azgu: nackenstock (Friedrich Delitzsch). Boyunduruk. Halseizen. asğı (O.Tuna) boyunduruk, askı. Gerey
az-gu2 : yular, dizgin. SNAX
azgu wr. az-gu2 "type of neck-stock". TPSD
askı tr. Asmak, as kökünden. Bir nesnenin asılmasına yarayan araç. İZEY
askı ‘Üzerine herhangi bir şey asmaya yarayan nesne TUGÜ
askı < Tü as- +gU → as-  1732 [TTü] asılan şey, özellikle ziynet ve hediye, küpe
▽ 1876 [TTü] pantolon askısı, belirsiz bir süreye ertelenmiş şey, muallak.  NETS
astiğ : askı, kadınların saçlarına takdıkları ziynet, ovuk, kulak küpesi. — Herabhängender Zierrath, Schmuck, Ohrgehänge. ÇAOS
askı    
a. 1. Üzerine herhangi bir şey asmaya yarar nesne. 2. Pantolon veya giysilerin düşmesini önlemek için omuzdan aşırılan bağ. 3. Artırma, eksiltme vb. resmî iş ilanlarının ilgili daire duvarında belli bir zaman süresince asılı durması. 4. Hastanelerde kırık kol veya bacakların asılarak tutturulduğu araç. 5. Çay, kahve taşımaya yarar kahveci tepsisi, fener. 6. Saklanmak için tavana asılmış dizi veya hevenk: Üzüm askısı. Ayva askısı. 7. Yeni yapılan yapıların çatısına, ev sahibi tarafından usta için veya düğün arabalarına düğün sahibi tarafından arabacı için armağan olarak asılan kumaş. 8. Gelinin odasına asılan süs. 9. Kadınların kullandığı altın dizisi veya zincirli mücevherat. 10. Düğünlerde geline yakınları tarafından takılan hediye. 11. İpek böceğinin kozasını sarması için yanına konulan çalı çırpı. 12. Saz şairleri arasında yapılan deyiş yarışında üstün gelene verilmek için duvara asılan kumaş, tabanca vb. ödül. Türkçe Sözlük 
askı ‘üzerine herhangi bir şey asmaya yarayan nesne” < as-kı. An.ağl: ‘tohumluk elde etmek üzere örtülerek asılmış mısır hevengi’. Kürt. Askı
asgı (hlk.) 1. Kadınların zincirle boyunlarına astıkları altınlar, 2. İple bağlanıp duvara, tavana asılan sebze ve meyveler < as-gı. TUGÜ
 ka5-a-a nu-un-dab5! ĝišaz-gu2-bi al-ak-e. ‘O henüz yakalayamadığı tilki için boyunduruk yapıyor’. ETCSL c.6.1.02-118
 

Etimoloji A harfi ile ... IV

Amanos < a-ma-no-us (Süm.);
ama-a-num2 Amanos dağları
Kuzey Suriyenin M.Ö. II. Binyıl tarihindeki öneminin ikinci bir sebebi de Mezopotamya ve Mısır gibi o zamanların ileri medeniyet merkezlerinin, Lübnan dağlarında yetişen kıymetli ağaçların tomruklarına olan şiddetli ihtiyaçları idi. Mısır Firavunları muhteşem saraylarını, mabedlerini ve ehramlarını yaptırabilmek için, kuzey Suriye memleketlerinden sedr, servi v.s. tomrukları getirttikleri gibi, Babil ve Asur kıralları da taştan ve ormandan mahrum olan Mezopotamyada Lübnanların "Sedr ormanlarına" muhtaç idiler. Bu yüzdendir ki Agadeli Sargon zamanından beri Lübnanlar üzerindeki “Sedr” ormanlarından (Amanoslardan) ve Gümüş dağlarından (Toroslardan) bahsedilmektedir. “Yamhad Krallığı” Prof. Dr. Füruzan KINAL.  Güterbock, ZA 44 (1938) s. 69.
ama-a-num2 hur-sag erin-ta. From the  Amanus, the mountain range of cedar, Amanos dağlarından sedir. CDLI. P232275 ve Gudea Statue B Kolon 5-28
ama-a-num2 "Amanus". SUZE
Amanos : Agade-Naram-Sin yıl adlarında;
in 1 mu {d}na-ra-am-{d}en.zu …….kur am-na-an {gisz}erin ib-tu2-qam. ‘Naram-Sin’in Amanos dağlarından sedir taşıdığı yıl…’.
Humanum Akadlı Sargon’un faaliyetlerinin anlatıldığı Eski Asurca bir metinde,  ša-du-a-am Hu-ma-nam  yazılışı ile geçmektedir. Bu dağ adının Asur’dan çok uzakta olmadığı belirtilmekte ve Amanos dağları ile bir tutulmaktadır. Amanoslar  Hitit ve M.Ö. II. bin Suriye metinlerinde, hem yer hem de dağ adı olarak geçer.  Eski Asurca Metinlerde Geçen Coğrafya Adları. Kuzuoğlu.2007
Hamana = Amanus.  TASD
Amanos  Amanos dağları - Hassa - Hatay
Rom: Amanus As800-: Hamânu NETS
 ama-a-num2 hur-sag erin-ta. ‘Amanos dağlarından sedir ağaçları’. P232275 Gudea Statue B Kolon 5-28
I presented to the temple of the luminaries Sin and Şamaş  cedar beams from the Amanus   which .... for Eşarra were fitting for my temple, the temple of rejoicing (obscure). AKA 374. AKDI
Amanos, Dicle, Fırat, Habur, Harran, Lübnan, Toros, Urfa, Zap vb. Coğrafi yerlerin adları Sümerce’den kaynaklanmaktadır.

Amasya Es.An. Ameseia (bir kişi adından) Amasia/ Amasya. Ama- kökü eski Anadolu dillerinden olup geniş, genişlik, sevgi bildirir. Sümerce ama köküyle bağlantılıdır. Amasya’nın hangi yılda kurulduğu kesin olarak bilinmiyorsa da çevresinde yapılan kazılardan çıkan buluntular bu yörenin İ.Ö. 3000 yıllarına giden bir yerleşme yeri olduğunu göstermektedir. Septimus  Severus’la ilgili bir paranın üzerinde “Ermes ktıcac then polin / ilin kurucusu Hermes” yazısından anlaşıldığına göre , il, tanrı Hermes adına kurulmuştur. İZEY
Amasya Simre, Amâsiyya,  Amáseia. Selçuklu devri kayıtlarında sıklıkla Amasya yerine kullanılan Simre muhtemelen kentin (iç kaleden ayrı) dış mahallesinin adıdır. NETS

amca babanın erkek kardeşi < Ar. ‘amm amca, akraba, aynı kabileden olan kişi < # ‘mm genel olma, kaplama, Aram. ‘amma klan, aşiret, boy, İbr. ‘ām halk, kavim, Fen. ‘m < Akad. ammu, hammum halk. Şimşek
amca < ETü apa/aba baba +cA. NETS
amca Ar. amm (babanın kardeşi), emmi. İZEY

amele Ar. amil (yapan, işleyen, çalışan, imal eden). İZEY
amele~ Ar.  ˁamala ͭ عملة [#ˁml çoğ.] işçiler <   Ar.  ˁāmil عامل [fa.] işçi → amil. NETS
amele Süm. ama-lu2 / amalu, mu-lu/u2. Akad. amelu,amilu. SNAX
Bkz; adam, Adem, insan

amin Tr., Ar. Türkçeye İslam inançlarıyla geçmiştir. Kökeni Kopt dilinde Güneş tanrısı Amon’dur. Arapçaya İbrani dilinde umin’den geçmiştir. Eski Mısır’da işlere Amon’un adını anmakla başlanırdı. İZEY
amin ~ Ar. āmīn آمين dua sözü  ~ İbr/Aram.  āmēn אָמֵן doğru, güvenilir, "öyledir" (dua sözü) < İbr/Aram. #amn אמן. NETS

amir < Ar. āmir emreden < # ‘mr < Akad. amāru bakmak, görmek, incelemek, araştırmak, kontrol etmek, idare etmek, teftiş etmek. Şimşek
amir Ar. āmir آمر       [#amr fāˁil fa.]  emreden  <  Ar. ˀamr emretme. NETS

amme < Ar. ‘amma kamu, halk, avam < # ‘mm genel olma, kapsama, kucaklama, tümünü içerme Akad. ammu halk, hamāmu toplamak, toplanmak, bir araya getirmek. ŞİMŞEK
amme ~ Ar. ˁāmma ͭ عامّة  [#ˁmm fāˁilaͭ fa. f.] kamu, halk, özellikle sıradan halk, avam. NETS


angarya angarya~ Yun. angaría αγγαρεία << Eyun. aggareía αγγαρεία 1. mecburi kamu hizmeti, salma, özellikle posta hizmeti, 2. mecburi hizmet yüklenen kişi, amele < Eyun. ággaros άγγαρος ulak, İran kralının posta görevlisi (~ Efa. ha(n)gāra-ücret, bedel, ecir ) ~ Akad. Agaru / aggaru  → ecir
● Karş. Herodotos 3.126. Ücret karşılığı emeğin Antik çağda bir tür "kölelik" olarak değerlendirilmiş olması ilgi çekicidir. * Byzantion'lu Stephanos'un Thesaurus'una istinaden çoğu kaynaklarda Yunanca sözcüğün Farsçadan alındığı belirtilir; oysa nihai kökenin bir Sami dili (muhtemelen Asurca) olduğu muhakkaktır. NETS
angarya Lat. anagaria (istemeyerek yapılan iş, gönülsüz iş. Anadolu türkçesine İsp. dan angaria/angarya değişmesiyle geçti. Gr. aggaria.  İZEY
agaru to hire, rent, people. TASD
angarya    Rum. a. (anga'rya) 1. Bir kimseye veya bir topluluğa zorla, ücret vermeden yaptırılan iş, yüklenti. 2. Bir kişiye görevi dışında yaptırılan iş. 3. Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptığı zorunlu ücretsiz hizmet. 4. Savaş durumundaki bir devletin, kendi sularındaki yabancı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanması. 5. Olağanüstü durumlarda veya sıkıyönetimde devletin vatandaşlara ait taşıtlara el koyması. 6. mec. Usandırıcı, bıktırıcı, zorla yapılan iş. Türkçe Sözlük
angarya   İng.angary,  Fr.angarie . Uluslararası İlişkiler Terimleri Kılavuzu
angarya, esaret, kölelik, kulluk na-ag2-gi4-in. SNAX
angarya ‘bir kimseye veya bir topluluğa zorla ücret vermeden yaptırılan iş’  compulsory service. EREN

anne : 

15 bin yıldır kullanılan kelimeler

Bilim insanları, kelimelerin en fazla 8-9 bin yıl sonra yok oldukları düşüncesine meydan okuyan 20’dan fazla kelime tespit etti. Evrim, dillerin değişimi ve diğer dillere adaptasyon nedeniyle yok olan kelimelerin aksine, tam 150 yüzyıldır kullanılan kelimeler arasında 'anne' de var. http://www.ntv.com.tr/arsiv/id/25440869/#storyContinued

ana, anne <ama (Süm.);  ama (eme4)
ama wr. ama "mother" Akad. ummu.
ama'aya  wr. ama-a-a "grandmother".
amagal wr. ama-gal "grandmother; a priestess". SSED
ama "Mutter" Akad. ummu. SUZE
ana = Mère
                Cf. ostiaque et hongrois anya =id.; lapon ene = id.; tonghouz anè = id.; touareg annai = id.; berbère (Ahaggar) anna = id.; mexicain na et nan = id.; sak (Birmanie) anu = id.; mithan-naga (Bengale) annu = id.; tablung-naga (ibid.) onu = id.;
                Cf. encore: basque an = nourrice; oudi (Caucas) nana = mère; amboyna (dial. Malai) ina, et tulehu (id.) inai =mère.
                Au Thibet, les nonnes ou religieuses s’appellent ani; cf. le bas-latin nonna, au mot ninè, qv. Bedros Keresteciyan
an-na / anni  Hititler.pdf Hititçe’de ana.
ama (Süm.) ana. Türk dilinde Ama (APA,ABA,ANA). Ana (Umum Türk). Olcas Süleyman.
ama: mother, AMA archaic frequency: 241; ANSD
ama  "mutter"  ummu ./eme/ ("weiblich, Frau", daraus verkürzt /me/ (mi2),  SUZE
ama; mother, wife =ama; ama-gan= breeding female animal *em  =wife, mother > emse ~anya.  SUVO
ana    انا  Ana. DVLT
ana : valide, mader; işte. buracıkda demek dir, anandayor ana göründü gibi. — Mutter; hier, da. … ÇAOS
ana/anne Hit. (annas) Anne. İZEY
ama ' errû  (Sümerian origin)  a female (professional) mourner. AKDI
mother, wife =ama; ama-gan= breeding female animal | *em� =wife, mother>emse~anya  . SUVO
ama  wr. e2-MI; ama5; a2-mi "chamber; cell; women's quarters" Akad. maštaku
ama  wr. ama "mother" Akad. ummu .TPSD
aba : əbə. 1. ana. apaka.
ana : anaka. apa. aba. umaka. hanaka. - anaları bir olan: əkdi.
apa : apaka. ana. aba. ana. DLDS
ana; [ETü]  anne < ATü *ana < çoc.
anne; [ETü] UyM ix ana< çoc. na-na → ana
N duplikasyonu muhtemelen çocuk dili etkisi gösterir; yazı dilinde 20. yy başlarından önce kaydedilmemiştir. NETS
ama : anne. Akad. ummum.
ama-du2 : anne. Akad. walittum.
ama-a-a/ama-ya : anne, nine, büyük anne. SNAX
ama mother. ESUG
ana ‘Anne, ana’, ayrıca apa, aba. TUGÜ
ama: Mong. eje, Hung. anya. TOTH
  [(X)] X ereš-ki-gal ama [dnin]-a-zu […]. ‘Ninazu’nun annesi Ereşkigal’. ETCSL C.2.4.1.1-31
tukum-bi ama dumu-ni-ir. ‘eğer annesi oğluna’. ETCSL C.4.14.1-194
ama dnin-ĝir2-su-ka. ‘Ningirsu’nun annesi’.  ETCSL C.2.1.7-1037
ama dumu-ne2 nig2 nu ma-ni-ra. ‘Anne çocuğunu tokatlamadı’. Gudea Statue B-4-12
Bkz. abla, aga, ağa, ahi,  baba, ata, dede,  ebe,  emmi, mama,  pap,  ümmü, ümmet, valide 
Ata, baba, dede, ana, anne, abla,  ebe, ümmü, ümmet, ümmi  vb. Sözcükler Sümer kökenlidir, Akadca ve bütün dillere yayılmıştır.



Etimoloji A harfi ile ... III

akik < NA4GUG (Süm.)
aqiq Ar. bir tür değerli taş, agat qq
< Süm. NA4 GUG  akik, taş, havaneli, akik (karnelyan), İtal. agata. Akik kelimesinin Türkçedeki kk, Arapçadaki qq ve Sümercedeki gg ünsüzlerine bakarak, kelimenin sümerce olabileceği kanısındayız. Şimşek, 2007
akik ~ Ar ˁaḳīḳ عقيق [#ˁḳḳ sf.] 1. yarık, 2. bir tür değerli taş, agat.  NETS
akik, -ği    Ar. ¤a®³® . a. jeol. Kalseduan kuvarsının bir türü olan, yüzük taşı, mühür vb. yapmakta kullanılan, türlü renklerde, yarı saydam, parlak ve değerli bir taş. Türkçe Sözlük 
akik   İng. agate . Kimyasal bileşimi SiO2, sertliği 7 olan , çeşitli renklere sahip değerli bir taş.  Fr. agate . Türkçe Sözlük
akik. na4 gug. SNAX
gug wr. na4gug "carnelian" Akad. sāmtu. TPSD
(na4)gug sāmtu carnelian, cornaline, carnelian-stone. SUZE
 1(u) ellag2 šuba3 na4gug. ‘10 tane küçük boncuk şeklinde akik taşı’. MVN 03, 152-20
temen-zu na4gug im-ma-da-an-sa2. ‘Senin temelini akik taşıyla süsledi’. ETCSL. c.1.1.4-36
Akik sözcüğü Sümerce kaynaklıdır. Gug kökünden birçok dile geçmiştir

akil/ akıl  Süm. ugula, Akad. (w)aklum. Şef, öğretmen, (akil).  SNAX
ugula (Süm.) gözcü, şef, öğretmen, başkan. Akad. waklum. SNAX
waklu,aklu, uklu. Akad. Overseer (as person in charge of a group of soldiers, workers or craftsmen. TASD
akil ar.akl, ma’kul (usa uygun). İZEY
ugula "Aufseher" . Akad.  waklum. SUZE
akil ~ Ar. ˁāḳil عاقل [#ˁḳl fa.] akıllı, rasyonel ~  → akıl
● Eski telaffuzu uzun a ve art ünlü ile ākıl iken, modern dönemde bilinmeyen bir nedenle ikinci sesli/i/ye dönüşmüştür. NETS
akıl~ Ar. ˁaḳl عقل [#ˁḳl]  < Ar. ˁaḳala عقل 1. dizginledi, gem vurdu, 2. akıl süzgecinden geçirdi, akıl yürüttü
● Karş. İbr #ˁḳl (rehin etme, haczetme). NETS
 ag-ga ugula-ĝu10 ag-ga nu-banda3-ĝu10.‘Şefim/ öğretmenim Agga, delikanlım Agga’. ETCSL. c.1.8.1.1-102
ugula nu-banda3-e-ne dur2 i-im-ĝa2-ĝa2-ne. ‘yöneticilerin/ denetçilerin oturduğu..’. ETCSL. c.5.3.1-131
Akil, akıl sözcükleri Sümerce LU2-PA (ugula) kaynaklıdır, Akadcaya ve diğer dillere yayılmıştır.

akrep gir-tab (Süm.) 
akrep~ Ar.  ˁaḳrab عقرب [#ˁḳrb]  1. zehirli bir haşere, akrep (= Aram   ˁaḳrbāעקרבא akrep = Akad. aḳrabu)
 Eyun. skorpíos (akrep) biçimi muhtemelen bir Sami dilinden alınmıştır. NETS
akrep ar. Akreb. Bilinen ağulu yaratık. Ayrıca bir gökkatının (burcun) adı. Fa. akreb, Lat. scorpius. Bütün Avrupa dillerinde Lat. Grek kaynaklıdır.  İZEY
aqrabu scorpion. West semitic word. Aq-ra-bu = zu-qa-qi-pu; zuqaqipu ; gir-tab-lu
Bütün batı dillerine geçen scorpion’ un kökeni = zuqaqipu (Akadca).  Ve köken Sümerce. Akrep takımyıldızının adı. AKDI
aqrabu scorpion (from GİR.TAB.LU) TASD
TASD
akrep. akrabum. SNAX
Proto-Afro-Asiatic: *(ʕa-)ḳVrab- (?)
Meaning: insect
Semitic: *ʕaḳrab- 'scorpion'
 Western Chadic: *kurVb- 'ant'
Central Chadic: *kir(V)bab- 'flea'
Proto-Semitic: *ʕaḳrab-
Afroasiatic etymology: Afroasiatic etymology
Meaning: scorpion
Ugaritic: ʕḳrb 'Skorpion'
Hebrew: ʕaḳrāb 'scorpion'
Aramaic: Anc. ʕḳrb 'scorpion'
Judaic Aramaic: ʕaḳrabbā 'scorpion'
Sam. ʕḳrb 'scorpion'
Syrian Aramaic: ʕeḳḳarbā 'scorpio'
Mandaic Aramaic: arḳba 'scorpion'
Arabic: ʕaḳrab- (fem.) 'scorpion', 
Geʕez (Ethiopian): ʕ/ʔaḳrab,
Tigre: ʕarḳäb, ʔarḳäb 'scorpion'
Tigrai (Tigriñña): ʕǝnḳǝrbit 'scorpione'
Jibbali: ʕaḳréb 'Skorpion' .NODI
akrep  ĝir2-tab. SSED.
akrep, -bi     Ar. ¤a®reb 
Akreplerden, sıcak ve nemli yerlerde yaşayan, kıvrık ve kalkık kuyruğunda zehirli iğnesi olan bir tür böcek (Scorpio). Türkçe Sözlük 
girtablilû : a scorpion-man ;
šimmatu : ]   : 1) paralysis from a scorpion ; 2) (stones for paralysis from a scorpion) ;
zukiqīpu :   a scorpion , constellation : Scorpio ;
zuqaqīpāniš :: like a scorpion ;
zuqaqīpu :  a scorpion ; AKDI
mulĝir2-tab ("Scorpio", constellation in the night sky). Akrep takım yıldızı
ĝir2-tab-lu2-ulu3 ("Scorpionman"
(Mischwesen); = girtablullû). SUZE
akrep aqrabum, girtablilum. gir2-tab-ba. SNAX
akrep < Ar. aqreb aqr
ābu, Ugar ‘qrb, Aram. ‘akrbā akrep, Sür. ‘eqarba, Eyun. / (skorpios), Fa. ‘aqrab, İtal. scorpione, İsp. escorpion, İng. scorpion. ŞİMŞEK
ĝirtab  wr. ĝir2-tab "scorpion" Akad.  zuqaqīpu. TPSD. Eren
Akrap sözcüğü Sümerce gir-tab kökenlidir ve bütün dillere geçmiştir.

aksam
< Ar. aqsām kısımlar < # qsm bölme, paylaştırma < Akad. kismu kesme, bölme, bölüm < Akad. kasāmu kesmek, bölmek, parçalamak. Şimşek 
aksam~ Ar. aḳsām أقسام  [#ḳsm afˁāl çoğ.]        kısımlar < Ar. ḳism قسم . NETS
kısım ~ Ar. ḳism قسم  [#ḳsm fiˁl ] bölüm, pay, hisse < Ar. ḳasama قسم böldü, pay etti. NETS

alâ  / ali < Ar. daha yüksek, en yüksek <#’lw yüksek olma < Akad. elu, alum yükselmek, çıkmak, ortaya çıkmak, doğmak, yüksek, ulu olmak. Şimşek
ali~ Ar. ˁālī عالي  [#ˁlw faˁīl sf.] yüksek, üstün < Ar. ˁalā/ˁaliya علا‎ yüksek idi, yükseldi. NETS
aleyhisselam, aleykümselam < Ar. ‘alayhi-s-salām barış (onun) üzerine (olsun). Akad. salāmu, selemu huzurlu, barış içinde olmak, arkadaş, dost olmak, barış yapmak, barışmak, sağlıklı, sağlam olmak, iyi, hoş olmak < Süm. silim, salim. Şimşek

alfa ~ Eyun. álpha άλφα Yunan alfabesinin ilk harfi ~ Fen.  alep 1. sığır, davar, 2. Fenike alfabesinin ilk harfi= Aram.  ˀalaph אלף Arami/İbrani alfabesinin ilk harfi → elif
● Fenike yazısında A harfi öküz başı simgesiyle gösterildiği için. Karş. Akad.  alpu, İbr. eleph (öküz). ● Fenike yazısı Arami yazısının bir varyantıdır. NETS
alfa    Fr. alpha . (I) a. (a'lfa, l ince okunur) Yunan alfabesinin birinci harfi.   Türkçe Sözlük 
Bkz; alfabe,  beta, cim, delta, epsilon, gama, omega, sigma, pi,
Alfa, beta, delta, gama, cim, sigma, omega, pi gibi sözcükler, alfabe harfleri, Akadca, eski Mısırca ile ilişkildir. Eski Yunancaya ve diğer  dillere de geçmiştir. İlk yazılı sistem olan Sümerce ile de ilişkildir.

alfabe ~ Fr. alphabet harfler dizisi ~ Eyun. álpha bēta άλφα βητα Yunan alfabesinin ilk iki harfi → alfa, beta. NETS
Bkz; alfa, beta, cim, delta, epsilon, gama, omega, sigma, pi,
alfabe Kop. alpha-beta (Eski Mısır dilinde A-B sesleri) dan alfabe.  Önce Batı dillerine, Arap diline geçti. Ar. elifba’dan Tr.ye elifba, Batı dillerinden 9. Yy.dan sonra Fr. Yoluyla ikincileyin alfabe biçimiyle girdi. İZEY

alim: alim olan . Süm: alim: önemli, saygın, ağır. mãlikum:danışman
mãliktum: bayan danışman. SNAX
alim-ban-da  (“saygın delikanlı”),  alim-nun-na (”alim, saygın kişi, saygın prens”
alim ~ Ar ˁālim عالم z [#ˁlm fāˁil fa.] ilim sahibi, bilen, bilgin < Ar ˁalama علم . bildi. NETS

alkol: Akad. kuhlu. Arapça ( kohl).
~ Fr. alcool mayalı içkilerden damıtma yoluyla elde edilen kimyasal madde ~ İsp. alcol  ~ Ar.  al-kuḥlالكحل [#kḥl]  göze sürülen sürme, antimon veya kurşun sülfat < Ar.  kaḥala كحل karardı. NETS
alkol mayalı içkilerden damıtma yoluyla elde edilen kimyasal madde < Fr. Alcool < İsp. Alcol < Ar. al-kuhl antimon, < Ar. kahala karardı < #khl çok koyu siyah olma Akad guhlu antimon, (göz) sürme(si), rastık, zift vb. ŞİMŞEK
alkol Fr. alcool. Ar. al-kuul sözcüğü Latinceye bir kimya kavramı olarak alkhol biçiminde geçti. Sonra batı dillerine yayıldı. İZEY
alkali Fr/İng. alkali < Ar. el-qalī alkali, çamaşır sodası < # qlw < Ar. el-kuhl antimon < # khl çok koyu siyah olma < Akad. guhlu antimon, göz sürmesi, rastık, zift. Şimşek
Alkol sözcüğü bütün Dünya dillerine Akadcadan geçmiştir.

Allah / ilah
İbr. Eloah (tanrı) dan el-ilah / Allah. Mezopotamya dillerinde tanrı anlamına gelen sözcüklerin çoğu il, ul ile başlar.  Akad. Ilu (tanrı), Babil dilinde il, el. İZEY
allah < Ar. Allah = el (i)lah ilah
tanrı ilu(m), elu(m) tanrı >İbr. el, eloah (tanrı). Şimşek.2004
elohim 
a name of God in the Bible, c.1600, from Heb., pl. (of majesty?) of Eloh "God," a word of unknown etymology, perhaps an augmentation of El "God," also of unknown origin. Generally taken as singular, the use of this word instead of Yahveh is taken by biblical scholars as an important clue to authorship in the O.T., hence Elohist. ONED
allallu : brave, powerful (god). AKDI
alâ < Ar. a’lâ daha yüksek, en yüksek < # ‘lw yüksek olma < Akad. elû(m), alûm yükselmek, çıkmak, ortaya çıkmak, doğmak, yüksek, ulu olmak – ali. Şimşek.2004
allah, alu, ulu, al,  . (uluq). alu (Sümer). (:üstək. yüksək. uca. ali.). ARIN1
allah / ilah ~ Ar.  ilāh إلاه [#Alh] tanrı = İbr.ˀelōah אלוה 
● Tüm Sami dillerinde rastlanan ال biçimine karşılık الاه /אלה biçimi 7. yy'dan önce sadece İbranicede kaydedilmiştir. NETS
Allah: bu sözcük, İslam öncesi Araplarda da vardı. Bunu Kur’an’ın kendisi de belirtir. Arapçada katıksız Arapça olmayan bir ‘ilah’ sözcüğü var. “Allah” sözcüğü bu sözcükten değişerek oluşmuş olabilir. Arami-Süryan dilinde “Alaha” aynı anlamdadır.  Arap mitolojisini yazanlardan Dr. Muhammed Abdulmuid Han’ın aktarmasına göre Arami dilinde “Elah” biçiminde ve “Tanrı” anlamına gelen bir sözcük vardır. Eski Nabati yazıtlarında da “Hallah” biçiminde bir sözcük var. “Tanrı” nın özel adı gibi kullanılmış bulunmakta.  Prof.Dr. Philip K. Hitti’ye göre : “İ.Ö. 5.yy.dan kalma Lihyani kitabelerde ‘HLH’ biçiminde pek bolca görülmektedir. Bu ad, Safa kitabelerinde, İslamdan beş yüzyıl kadar önce, Hallah biçiminde geçmektedir. Turan Dursun
ilu (elu). God, deity, protective deity, demon, evil spirit, good fortune, image of deity. Akad. TASD
 Bkz; Allah, el, elohim,  il, ilah, rab, tanrı, ulu vb. gibi isimler Sümerce kaynaklıdır, Akadca’dan diğer dillere geçmiştir.

Kültürel Karşılaşmalar ve süreklilik:
Akad :   İlu
Kenan: İl
İbrani:   El-Elah
Arami:  El-Elah
Arap:     İl-İlah-Allah
Süryani:Aloho
Babil:     Baal
BAAL
İbr. Ba’al
Akad. bēlu(m), bel
Ugarit-finike. :Ba’lu(m), bel
Samiriye: Bāl
Aramca be’lu
Lat. Belus
Arap. Ba’lu
Eski güney arapça b’l
Etiyopya bā’eli
Efendi, sahip, koca, kral, tanrı Orhan Gökdemir. Tanrılar ve Peygamberleri.
 ilu u ištaru: ‘ulu/ ilah  tanrıça İştar’.