6 Şubat 2015 Cuma

Etimoloji A harfi ile ... I

a-ba (Süm.) kim ?, şaşma ve korku ünlemi
a-ba  kim? mannum (Akad). SNAX
a-ba "wer" , "who”. gamannu. SUZE
aba ! şaşma ve korku ünlemi, acımak bildiren bir söz. ET, awa abo.  TUGÜ
aba wr. a-ba "who?" Akad. mannu. TPSD
a-ba (-a) who, whoever, whom, whose (interrogative  and relative). ESUG
aba  a-ba "who?" Akad. mannu . SSED
aba / abu what. TASD
a-ba-a im-ta-ed3-de3: ‘onu yukarı kim getirecek?’.  C.1.8.1.4-175

a-bo
 (Süm.) / a-ba (‘şaşma ve korku ünlemi’)
abo ‘şaşma ve korku ünlemi’ < a! bov! ‘yansıma’. TUGÜ
abo    1. Şaşma ve korku ünlemi. 2. Sıkıntı, usanç, bıkkınlık ünlemi.
abo    Korku, kuşku, coşku bildiren ünlem.  BTSÖ 
abo/ abu (ikinci ünlü uzatılmıştır) bilhassa kadınlar tarafından kullanılan nida; hayret, korku, ret manasına gelebilir, çok varyantı vardır. Kelimenin menşei için henüz bir nazariye ileri sürülmemiştir. Tietze
abav/ abay. Beklenmeyen bir olay, bir durum karşısında çıkarılan şaşma bildiren söz. Abı korku, şaşkınlık bildiren sözcük. İZEY
abu! abı! ha! aa! ay! aman! şaşmanı göstərən sözcük. ARIN1
158. a-ba-me-en ĝiškiri6. ‘kimsin sen bahçedeki?’
a-ba-me-en za-e-me-en. ‘sen – kimsin sen?’. ETCSL C.1.1.1-170
a-ba za-gin7 kur gal-da ud-da šag4 kuš2-u3 : ‘Kim lapis lazuliden büyük dağı sıcaklıkla eritebilir/yumuşatabilir?’.  ETCSL  C.1.2.2-62
a-ba za-a-gin7 diĝir-re-e-ne-ke4 me kug-ga-aš tum2-ma : ‘kim , senin gibi tanrıların kutsal me’lerini (kurallarını) taşıyabilir?’.  ETCSL  c.2.6.9.2-31
dnin-urta en dumu den-lil2-la2 ur-saĝ a-ba za-a-gin7. ‘Enlil’in oğlu Ninurta kim senin gibi kahraman (olabilir)?’. ETCSL c.1.6.2-661

a-la-la : (Süm.) sevinç nidası….
a-la(-la) : bağırma, nida, taşkınlık, canlılık. SNAX
a-la-la-ri:/ a-li-ri. Akad. alalum ünlem, haykırış, bağırma, dinlendirici, yatıştırıcı söz/ifade, deyiş, deyim.  SNAX
o la la: Fransızca neşe ve sevinç çığlığı. ÜNAL
alāla (alālu, alili, alali) ; )an exclamation of joy, refrain of a work song). The Süm. correspondence cited in the lex. a.al.la.ri. AKDI
alala wr. e-la-lu; a-la-la "soothing expression". TPSD 
a-la-la "Freudenausruf/-gesang".
a-al-la-ri "Freundenausruf, -gesang"
a-al-la-ri--du11.g, e, di "a-al-la-ri sagen
(Freudenschrei)" a-la-la/lu. SUZE
alala: Plutarch (M.S.1. yüzyıl) , ziyafet sofraları konusunda Pyndaros (M.Ö 4. Yüzyıl)  ’un şu şiirimsi satırını nakleder: “..ve başı arkaya düşmüş akılsız ‘alala!’.  Plutarch bu sözü  ‘bir heyecan karşısında aşırı sevinçlenen kişi’ şeklinde anlamaktadır. Tatar türkçesinde de elele veya ellele taaccüp (şaşma, hayret etme)  anlamı içerir. Nurihan Fattah.
u3 a-la-la. ‘sevinç çığlığı,haykırması’. P215093-6
igi a-la-la-sze3.  P121308-7
a-la-la-a.  P362989-6
1(disz) sila4 a-la-la-a nar.  ‘bir kuzu melemesi’ .P122583-7
[um]-ma a-la-la-ma / szu-ma. P359291-2
s,a-ru-pa2-am sza? _ki_-a a-la-la. P361101-11
giri3 a-la-la. P140942-2

a-na (Süm.) neden, niçin, ne kadar?
a-na : ne?, kadar, Akad. minum. SNAX
ana ;   Korku, sıkıntı, şaşma bildirir ünlem. BTSÖ
a-na: what (a,'to', + ni,'he, she', + a,'the'). 
a-na me-a-bi: as many as they are; all of it ('what there is of it'
a-na-àm: thus; why ('what' + enclitic copula).  ANSD
a-na "was" mînu. SUZE
ana; wr. Süm.  a-na; ta; ta-a "what?; as much as (math.)" Akad. mīnum TPSD
ana [what?] (566x: ED IIIb, Old Akkadian, Ur III, Old Babylonian) wr. a-na; ta; ta-a "what?; as much as (math.)" Akad. mīnum. SSED
a-na wr. a-na; ta; ta-a "what?; as much as (math.)" Akad. mīnum .TPSD
šar2-ur3-re en dnin-urta-ra a gu3 a-na bi2-ib-dab5. ETCSL C.1.6.2-115
an-bar an-ta a-ba de-ĝen-ne2 a-na an-da-sa2-a ETCSL C4.19.1-29
lugal-ĝu10 a-na bi2-in-dug4 a-na bi-in-taḫ-am3 ‘işte kralımın ne dediği, ne söylediği’.ETCSL C.4.1.8.2.3-54c
a-na KA ki-gub ba-du-un. ‘Daha ne kadar durup, gidebilirim?’. ETCSL c.4.07.8-28
šag4-zu a-na-aš ḫul ba-gig: ‘yüreğin neden kötü?’. ETCSL c.1.8.1.4-177
dnin-urta en dumu den-lil2-la2 a-na zig3-bi mu-un-gi4. ETCSL c.1.6.2-59
a-ba (kim?),  a-bo (şaşma ve korku ünlemi), a-la-la (sevinç nidası),  a-na (ne, korku/şaşkınlık) vb. gibi sözcükler yukarıda gösterildiği gibi Sümerce kaynaklıdır/ Sümerce’den yayılmışlardır. Türk dillerine de geçmiştir.
abanoz ābānūs,  ebenu - Fa. ābnūs آبنوس  
tropik ülkelere özgü siyah ağaç – Eyun. ébenos έβενος – Mıs. Hbny. Batı dillerine Yunanca’dan geçmiştir. Karş. İng. ebony, Fr. ébène. Osmanlı yazı dilinde kullanılan ābnūs biçimine karşılık, kullanımı yaygın olan abanoz/abanos biçimi doğrudan Yunancadan alınmış olabilir. NETS
abanoz    Far. ¥bn°s. 1. Abanozgillerden, sıcak ülkelerde yetişen, kerestesinden yararlanılan birçok ağacın ortak adı. 2. Bu ağacın ağır, sert ve siyah renkli tahtası. 3. sf. Bu tahtadan yapılmış. . 4. mec. Koyu, parlak siyah. 5. sf. Bu renkte olan. Türkçe Sözlük 
abanoz   Osm. abanoz  İçodunu kara, dışodunu külrengi, hava kurusunun özgül ağırlığı 1, 08 gr/cm3 olan iri gözenekli, üstün değerli ağaç. Türkçe Sözlük
abanoz   İng. ebony  Abanozgillerden, yoğunluğu ve sağlamlığı nedeniyle kerestesi genellikle gitar klavyelerinde kullanılan, tonu parlak karakterli, oldukça ağır ve yüksek maliyetli bir ağaç. Türkçe Sözlük
abanoz, abanoz ağacı Akad. ušum, Süm. gišesi.  ğešesig. u2nim. SNAX
abanoz Kopt. Hebenoj’dan Yun. Ebenos. İzey
Eski Yunanca’ya Eski Mısırca’dan geçmiştir. Sümerce gišesi.  ğešesig ilişkisi araştırılmalıdır.

abd kul, köle < Osm. abd < Ar. abd < Akad. abdu, köle, esir. Abd kelimesi Türkçede tek başına kullanılmaz, fakar birçok özel ismin baş kısmını oluşturur < Abdi (kul, köle), Abdullah (Allah’ın kölesi). ŞİMŞEK
abd ~ Ar. ˁabd عبد z [#ˁbd faˁl ] kul, köle, hizmetkâr = Aram ˁabed עֲבֵד z [#ˁbd] a.a. = Akad. abdu a.a. NETS
abdal / aptal abgal, ab-gal (Süm.); rehber, üstad, büyük ata,  dilenci derviş, kalender, meczup, yolu işaret eden, bilge, akıllı, ağırbaşlı, Akad. apkallum
abgal (NUN.ME) (e. Priester) ("the Expert of the Temple").
abgalx (=NUN.ME.KAxME/KAR2) "Weiser"vgl. Akad. apkallu. SUZE
abdal    Ar. abd¥l Gezgin derviş. BTSÖ.
Türk Dil Kurumu’nun  Büyük (!) Türkçe Sözlüğü, maalesef bu kelimeyi “Çingene. 2. Dilenci. 3. Davul, zurna çalan, çalgıcı, 1. Serseri. 2. Avâre. 3. Tembel. 4. Beceriksiz. 5. Deli. 6. İtibarsız. 7. Kul, köle”  vb.  olarak belirlemiş, kökenini göster(e)memiştir. Türk Dil Kurumu zaten köken arayışı içinde değildir. Sözcüklerin kökenini kolaya kaçarak en fazla Arapça, Farsça, Yun. olarak göstermekte, sanki ondan öncesi yokmuş gibi davranmaktadır. Bu konuya  Sonuç bölümünde değinilecektir.
abdal.  Ar. bedil (karşılık, adanan nesne) den çoğul. Afganistan’da eskiden beri yaşayan bir konar-göçer topluluğun adı. Anadolu’da, belli bir yerde durmayan, sürekli olarak konup göçen yöre yöre dolaşanlara da abdal denirdi. İZEY
abdāl Ar. أبدال [çoğ.] 1. bedeller, 2. sufi düşüncesinde rical-i gaybın bir rütbesi < Ar. badal بدل [#bdl] karşılık olarak verilen şey, bedel → bedel Esasen esoterik sufi öğretisine ait bir kavram iken, 13. yy'da Anadolu'da heterodoks İslami tarikatler bünyesindeki meczup dervişler için kullanılmıştır. NETS
abdal آبدال başqafa. başıboş. axmaq.  FAER
apkallu Akad. yolu işaret eden, üstat. SNAX
abgal: sage (bilge, akıllı, ağırbaşlı) , wise man,  (büyücü), wizard  (büyücü, sihirbaz, dahi, harikalar yaratan kimse), (abba, 'elder', + gal, 'great') [ABGAL archaic frequency: 31]. SULE
abgal wr. Süm. ab2-gal "a profession"
abgal  wr. abgal2; abgal "sage; priest" apkallu Akad. TPSD.
abgal (NUN.ME)  (Priester)  dabgal:e2  ("the Expert of the Temple")  apkallu; mit einer eigenartigen Haartracht, sig2/sig7-bar-ra).
d  ön eki sümerce’de tanrısal / ilahi kişileri ve şeyleri belirtmekte kullanılır. e2 : ev, tapınak, saray anlamındadır.
abĝal2 "Gründungsfigurine")  dabĝal2 #  dNUN.ME.KAxX
abgalx (=NUN.ME.KAxME/KAR2)  "Weiser" ,  apkallu
ablal (LAGABxA-LAL). SUZE
afal/afala. Kürt. aval. Aptal, ahmak, şaşkın, kendinden geçmiş,dengesiz. İZEY
abgal (apkal) (a cultic profession); (mythical) sage. ESUG
abgal(2): sage, wise man, wizard (abba, 'elder', + gal, 'great') [ABGAL archaic frequency: 31].  ANSD
apkallu (abgallu) ; wise man, expert, (a mythological ) sage, a priest or exorcist, from Süm. apkallatu. TASD
qal : ağsaqqal. yaşlı kişi. böyük. yekə baş. - qal savı qalmaz, kağıl bağı yazmaz: ağsaqqal sözü işlər, söğüt dalından qurulan bağ düğün açılmaq. DLDS
ab-gal2/abgal : akıllı, ağırbaşlı, rehber, rahip, papaz, büyücü.  Akad. apkallum.  SNAX
abdu  (West Semitic origin ). servant , slave. AKDI
apkallu (abgallu) 1. Wise man, expert, 2. (a mythological) sage, 3. )a priest or exorcist), from Süm. AKDI
abgal "a profession". Akad. apkallu "wise man, expert".  SSED
abgal (Süm.) apkallu (Akad.); bilge. Kramer. 2000.
abdal Süm. abgal. İlk kez “bilge kişi” anlamında MÖ:3000’lerde Sümerce’de (Kengerce)  görülmüş. Günümüz Türkçesinde “aptal”laşmış. ÜNAL
aptal:  Ar. abd¥l  Zekâsı pek gelişmemiş, zekâ yoksunu, alık, ahmak, alık salık. BTSÖ.
Ne yazık ki “abdal” kelimesi bin yıllar boyunca anlamını korumuş, eski bilgeliğin izlerinin silinmesine parallel olarak, son yüzyıllar içersinde anlam kaymasına uğramış ve aklı kıt olanların uğraşılarına takılan bir lakap olmuştur.
 Sümer ve Mezopotamya’da “abdal” lar: Uygarlığın ve tekniklerin yaratıcısı Ea / Enki  ’dir  (ki bir ünvanı da apkal ili’ dir. Yani tanrıların apkallu’su: tanrıların en bilgesi).
Enki’ nin  apkallu’ları:
MÖ 300’e doğru, çok eski ülkesinin felsefe ve tarihini Yunanca olarak özetleyen, Babil’li bir Bel rahibi olan Bel-Usur (Berossos), şöyle yazar; Babil’de başka yerlerden gelmiş birtakım insanlar Kalde’de (aşağı Mezopotamya’nın Hint Okyanusu’yla   birleşen kısmı) yerleşmişlerdi ve burada hayvanlara benzer ilkel bir yaşantıları vardı. Birinci sene, kıyıda, Kızıl Deniz’den çıkan ve Oannes adı verilen olağanüstü bir canavar belirdi. Vücudunun tümü balık vücudu idi ve   başının altında başka bir baş ve insanınkine benzeyen ayaklar vardı. Günlerini insanlar arasında geçiren ve hiç yiyecek almayan bu canlı yaratık, onlara yazıyı, bilimleri, her tür tekniği, kentlerin kuruluşunu, tapınakların inşa edilmesini, hukuk bilimini ve geometriyi öğretti; aynı şekilde onlara tahıl ve meyve yetiştirmeyi, sonuç olarak uygar hayatı oluşturan her şeyi öğretti. Öyle ki, bundan sonra insanlara hiçbir şey şaşırtıcı gelmedi. Güneş battığında, bu canavar Oannes, gecelerini suda geçirmek için suya dalıyordu, çünkü hem karada hem suda yaşayabilen bir yaratıktı. Sonradan, benzer başka yaratıklar da ortaya çıktı...Bunların sayısı yediydi. Bel-Usur bunların da Kızıl Deniz’den çıktıklarını, balık biçiminde olduklarını söyler ve bunların her birini Tufan öncesi saltanatlardan birine bağlar.
          Bel-Usur, sözüne güvenilir bir yazardır. Sümer ve Akad tabletlerinde onun anlatımına uyan ya da bu anlatımın güvenilirliğini gösteren birçok nokta tesbit edilebilir. Başka bir tablet  yedi parlak apkullu’yu ima eder; Bel-Usur bunları ihtişam ve parlaklık simgesi “sazan balıklarına” benzetir, ki bu benzetme o zamanın şiirsel bir imgeleminin ürünüdür. İşte bu apkallu’lar yer ile göğü yaratan tanrısal düzlemlerin başarısını sağlamışlardır. Ünlü Erra Destanı’da bu yedi apkallu’dan söz eder. Bunların ilkinin adı “Bilge” anlamına gelen Adapa idi. Üstün teknisyenler, benzersiz bilginler, eşsiz dehalar olan bu kişiler, Bel-Usur’un dediği gibi, uygarlaştırıcı kahramanlar, henüz kaba insanlara uygar hayatı oluşturan her şeyi öğretenler olarak görülmüşlerdir. Bottero, Jean. 2003.
abdal    Ar. abd¥l 
a. esk. 1. Gezgin derviş: . 2. Dilenci kılıklı, üstü başı perişan kimse. 1. Safeviler devrinde İran'da yaşayan Türk oymaklarından biri. 2. Anadolu'da yaşayan oymaklardan bazısı
Türkçe Sözlük 
abdal    
Serseri,. Avâre, Tembel. Beceriksiz. Deli.  İtibarsız. Kul, köle, Çingene. Dilenci. Davul, zurna çalan, çalgıcı (çokça çingene). Sünnetçi. Tamahkâr, açgözlü, cimri. Yaşlı adam. kimseye kötülüğü dokunmayan iyi niyetli kimse. Türkçe Sözlük
abdal  /ebdal ‘tasavvuf edebiyatında bir azizler sınıfı’ < Ar. abdal (badal) ‘bir şeyin veya kimsenin yerini tutan karşılık’ kelimesinin çoğulu. Abdal ‘dilenmekle geçinen bazı tarikatlere mensup derviş, aşık’. Tietze
abdal    
1. Genel olarak gezginci dervişlere verilen ad. 2. Yetmiş ermişe verilen ad. 3. Anadolu'da göçebe bir halkın adı. 4. Afganistan'da bir Türk boyunun adı. Gezgin dervişlere verilen ad. Kimi halk ozanlarının adlarına eklenerek kullanılır: Yeşil Abdal, Pir Sultan Abdal, Muhittin Abdal vb. gibi. Kalender, derviş. Türkçe Sözlük
apkallatu   wise woman. AKDI
ab.gal (apkallu) (yönlendiren büyük kişi, veya yolu işaret eden üstat): Gustav Guterbock [Die Historische Tradition und Ihre Literarische Gestaltung bei Babylonier und Hethiten (Babil ve Hitit’te Tarihsel Gelenek ve Edebi Oluşumlar)] bunların “kartallar” gibi resmedien "kuş-adamlar” olduğunu söyler. Onların becerilerinden söz eden metinler, bunlardan biri için “İnanna’yı gökten indirdi, inişini E-Anna tapınağına yaptı” der. Bu ve diğer göndermeler, Apkallu’nun, Nefilimlerin uzay gemilerinin pilotları olduklarını işaret eder. Sitchin
 abgal agrig lu2 igi. ‘rehber ve abrig adamları gözledi’. ETCSL C.1.1.3-102
abgal siki bar-ra du8-a-ni.  ETCSL C.4.16.1-44
abgal 7-e sig nim-ta šu mu-ra-ni-in-mu2-uš. ‘7 bilge aşağı ve yukarı ülkeleri genişletti / büyüttü.’ ETCSL C.4.80.1-139
abgal2-bi mu-du3 : ‘bilgece inşa edildi’. Gudea Silindir b: 22-17
abgal-zu siki bar-ra bi2-in-du8. ‘Sen bilgesin saçını çözüp serbest bırak/ arkana sal’. c.1.1.4-48.
Abdal/aptal sözcüğünün kökeni Sümercedir ve Akadcadan diğer dillere yayılmıştır.

adak / adamak (Süm.);
a-da-gur5 / adagur; wr. a-da-gur4; a-da-gur5; a-da-kur "a libation pot" Akad. adagurru. TPSD
adagur; wr. a-da-gur4; a-da-gur5; a-da-kur "a libation pot" Akad. adagurru. "a vessel for libations". SSED
a-da-kur / a-da-gur4 / a-da-gur5 : bir dini kap, kurban kabı, bir içki kabı. adagurrum.  a-da-gir5: adagurum. Kutu, şişe,kap. SNAX
adagu(r)ru, adakurru (a vessel for libations) [DUGA.DA.GUR5; DUGA.DA.GUR4; DUGA.DA.KUR];← SÜM. ayaq II (-ĝı) 1) cup, plate, bowl; aĝaç wooden bowl; qancal ~ iron bowl 2) cup, glass, cup; (wine) glass; çın ~ porcelain cup; bitir ~ a cup (as a measure of volume); (See Sumer-Turk from Dr. Tuna e.g. adakur). HMHU
adagurru  [DUGA.DA.KUR] a container used in cult for libations . Variants : adaguru, adakurru. AKDI
adagurru (adakurru) (a container with pointed bottom in ritual use for beer, wine or milk). Wr. A.DA.GUR4 (or GUR5). AKDI
adakurru a container with pointed bottom in ritual use for beer, wine or milk. DUG A.DA.GUR4 (or .GUR5) TASD
ada- ‘Bir dileğin gerçekleşmesi için kurban kesip yoksullara dağıtmak veya kutsal bir güce yönelik bir dilekte bulunmak’. ET. ata- ‘ad vermek, çağırmak, bir göreve atamak, söz kesmek’. Adak ‘kurban, nezir’. ada-k. TUGÜ
adak;  Adanılan şey, nezir: adak   İng. vow . sayrılıktan sağalma, çocuk sahibi olma, evlenme, zor bir durumdan kurtulma vb. amaçlara yönelik isteklerin yerine getirilmesi için yüce varlıklara, ermişlere, tapınaklara, yatırlara, ziyaretlere adanan oruç, kurban, yiyecek, eşya vb.
ada-mak (Süm.) a-da
a-da mücadele,kavga,yarış,savaş . SNAX
adak Tr. atamak (adamak)tan adanmış, başka bir varlığa sunulmuş, başkasına, ötekine, uzaktakine verilen, birinin adına sunmak, bir kişinin adını anarak vermek. İZEY
adak   İng. vow, votive offering 
Yerine getirileceğine söz verilen böcek yutma, mum yakma, oruç tutma, besin sunma, su dökme, kurban kesme, şenlik yapma gibi adamak eylemi ya da adanılan şeylerden her biri. bk. adak yapmak, yakarı, cancılık, tapıncak. BTSÖ
ada[mak: [ETü] ata- isim vermek, çağırmak, söz kesmek, söz vermek, bir göreve atamak. NETS.
adağ (adak) : sahil, kenar; nezr, mevsim, fasl; ada, cezire, hisse, kismet, arave. Türkistanda vaki Endcan şehrinin ism-i kadimi dir. — Strand, Seite; Opfer; Jahreszeit, Theil; Insel; Antheil, Schicksal. Alter Name der Stadt Endcan in Turkestan.
andcan : Firgana kitâsında meşhur bir belede ismi dir, nam-i kadimesi adak dir. — Name einer berühmten Stadt im Bezirke Firgana, früher adak genannt. ÇAOS
adak, -ğı    Adanılan şey, nezir. Türkçe Sözlük 
tadānu  [SÜM:]  (assyrian root (infinitive, stative and participle) for the veb "to give" ) ; [pû tadānu] : to assure , to commit oneself , to promise , to vow , to give one's word , to certify , to garantee , to state positively. AKDI
adak: (Ad/At) kökünden türemiştir. Ad (isim) sözcüğünden türeyen Adamak fiilinin çekimli halidir. Adını ortaya koymak, adıyla sorumluluk alma demektir.  Çünkü adını vermek, kendini vermek anlamına gelir. Farklı Türk dillerinde adah veya azah olarak da söylenir. Kendi adı üzerine ant içmek demektir. Türkçe ile uzak akraba olan Yakut dilinde adık olarak söylenir.
Bir dileğin gerçekleşmesi için sunulan kurbana ise adak denir. wikipedia
Adak/adamak sözcüğü Sümerce (a-da-gur) kökenlidir, Akadcaya, eski Türk dillerine de geçmiştir. Bkz. kurban, mezbaha

adam Süm. ama-lu2 / amalu, mu-lu/u2. /mulu / lullu. Akad. amelu,amilu
adam~Ar.ādam آدم [#Adm] 1. insanların atası, Adem, 2.insanoğlu   ~ İbr. ˀadam אדם = İbr.ˀadamah אדמה toprak● Karş. Fen. ˀadm (insan), Ugar. ˀb ˀdm (insanların atası). “Toprak” kavramıyla ilişkisi için karş. Lat. homo (insan) = humus (toprak). Bak. Hümanizm. NETS
adam    Ar. ¥dem. 1. İnsan. 2. Erkek kişi, kadın karşıtı. 3. Birinin yanında bulunan ve işini yapan kimse:. 4. Birinin yararlandığı, kullandığı kimse.  5. Nazını çeken kimse.  6. Görevli kimse. 7. İyi huylu, güvenilir kimse. 8. Bir alanı benimseyen kimse. 9. hlk. Eş, koca. Türkçe Sözlük 
Proto-Afro-Asiatic: *ʔadam- ~ *daʔam- (?)
Meaning: man(kind); elder, married man
Semitic: *ʔadam- 'man; humankind'
South Cushitic: *daʔam- 'elder, married man'
Proto-Semitic: *ʔadam-
Afroasiatic etymology: Afroasiatic etymology
Meaning: 'man; humankind'
Akkadian: adamu 'eine Person' (AHw. 10), 'an important, noble person' син. список (CAD АI 95); ʔadnātu NB
Ugaritic: adm
Phoenician: ʔdm 'man'
Hebrew: ʔādām
Judaic Aramaic: ʔādām (
Syrian Aramaic: ʔādāmmāy 'human' (
Mandaic Aramaic: adam 'Adam' (
Arabic: ʔādām- 'Adam' (
Modern Arabic: Hdr ʔawādim 'men, humankind'; Dat_ ʔawādim 'man'
Epigraphic South Arabian: Sab ʔdm, ʔdwm-t, ʔdym 'vassals, servants, adepts'; Min ʔdm id.
Geʕez (Ethiopian): ʔaddam 'Adam' (loanword); cf. dom 'slave'
Tigre: ʔaddam 'people, men', ʔaddamatat 'crowds of people'; ʔaddemay 'little man'. NODI
adam awelum, amelum.(Akad.) lu2, sağ. SNAX
awelum. adam . SNAX
ama-lu2, mu-lu  ("Person"). SUZE
lu2: adam, kişi. SNAX
amilu (amelu, awilu , a’ilu) 1. Human being (in contrast to gods and animals), man, person, somebody, anybody, (negated) nobody, one (another), 2. Grown man, male, 3. Free man, gentleman, 4. Man (as designation of a person in relation to another person, to an organization, to a city), . a-mi-lu, mu-lu. AKDI
awīlu nu [MAN] wr. nu "man" Akad. awīlu. TPSD
mu-lu/lu2: Akad. Amilu /amelu. kimse, adam, kim, kimi. SNAX
adam. Sanskr. Adamas (insan)dan adam.  İbrani dilinde Adam sözü İslam dininde geçen Adem’in karşılığıdır. Sanskritçe-İbranice benzerliği bu sözün eş-köklü olduğunu göstermeye yeter. İbrani inaçlarına göre Adam (Adem) ilk yaratılmış insan anlamındadır. Adam (Adem) sözü bütün batı dillerinde Adam biçiminde geçer.  İZEY
Bkz. Adem, amele,  insan

Sümerlilerin ve Akadların İnsan’ı anlattıkları terimler, onun statüsü ve amacını bizzat anlatmaktaydı: O bir lulu (“ilkel”) idi, bir lulu amelu (“ilkel işçi”), AMELE, bir awilum (“rençber”). İnsanın, tanrıların hizmetkarı olarak yaratılması, kadim halklara hiç de garip bir fikir gibi gelmemişti. Eski Ahit çağlarında, ilah “Rab”;  “hükümdar”, “kral”, “yönetici”, “efendi” idi. Genellikle “ibadet” diye çevrilen terim, aslında avod (“çalışma”) idi. Kadim insan, tanrısına “ibadet” etmiyordu; onun için çalışıyordu .
Tevrat’taki yaradılış hikayesi, diğer başlangıç hikayeleri gibi, Sümer kökeninden çıkmışlardır, birçok tanrıyı, tek bir üstün ilaha sıkıştıran ahit hikayesi,  Sümer bildirimlerinin elden geçirilmiş bir versiyonundan başka bir şey değildir.  Eski Ahit’te yeni varlık “adam” diye adlandırıldı çünkü Adama’dan, Dünya toprağından yaratılmıştı. Başka bir deyişle o “dünyalı” idi. Sadece belirli bir “biliş” ve ilahi bir ömür süresi eksiği olan Adam, diğer her açıdan yaratıcılarının suretinde (selem) ve benzeyişinde (dmut) yaratılmıştı.  Her iki terimin birden kullanılması, insanın tanrılara hem fiziksel hem de duygusal olarak, yani dışsal ve içsel olarak benzediği yolunda hiçbir şüpheye yer bırakmamaktadır.  Tanrılar ve insanların tüm kadim resimsel betimlemelerinde, bu fiziksel benzerlik açıktır. Sitchin. Bkz;  İnsanın yaratılması: Ademoğlu

Adana: Hititçe Adaniya

adem ~ Ar. ˁadam عدم [#ˁdm] yokluk < Ar. ˁadima عدم yok idi, eksik idi. NETS
Adem ‘erkek adı’ < Ar. Adam < İbran. a.m ‘toprak’. Tietze
âdem    Ar. ¥dem 
a. (a:dem) İnsan, insanoğlu, adam. Türkçe Sözlük 
Âdem    Ar. ¥dem 
öz. a. (a:dem) Dinî inanışlara göre dünya üzerindeki ilk insan. Türkçe Sözlük 
adem ; Adem sözcüğünün anlamlarından biri “KIRMIZI”dır. İbranice’deki “Topraktan olma” anlamına gelen “adamoh”, “Kan” anlamına gelen “dam”, “Kırmızı varlık” anlamına gelen “adam” sözcüklerinden birinden türemiştir. Ayrıca Latincede toprak manasına gelen “humus” ile insan manasına gelen “homo” yada “humunus” arasındaki benzerlik ilgi çekicidir
İncil’de geçen Edom sözcüğüde ilgi çekicidir.Edom ile Adem arasında sadece sesli harflerde bir farklılık var. Edom “kızıl” demektir ve gerçekte farklı bir beşer ırkına tekabül eder.
Farsçada da Adem manasına gelen kelime Keyumers’dir. Süryanice de Adem toprak manasına gelir
Adem, üç semavi din tarafından ilk insan olarak bilinir. Fars-Sanskrit kökeninde bulunan "adamas" sözcüğü Türkçe'de "adam", erkek olarak yerleşmiştir (2) (2) Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü, İsmet Zeki Eyuboğlu, Sosyal Yayınlar, İstanbul, 1988.Kemal Menemencioğlundan
 mu-lu nu-tuku-gin7 tug2. ‘Giyeceği olmayan bir adam (kimse) gibi’.  ETCSL c.1.4.1-39
mu-lu abula mu-lu ĝišsi-[ĝar-ra]. ‘Kapınınadamı, kilidin adamı/ kapıcı .’ ETCSL c.1.2.1-72
lu2 zid amalu ug5-ga-ne. ETCSL.4.07.4-73
mu-lu-ĝu10 ga-am3-dug4. ‘adamım söyledi’. ETCSL. c.2.2.2-297
Adam /adem sözcüğünün kökeni Sümerce mu-lu, ama-lu2 dur. Akadcadan bütün Sami dillere ve Sanskritçeye kadar yayılmıştır. Bkz. adam, amele, insan, nesil



SÖZCÜKLERİN GÜCÜ/GEÇMİŞTEN GELEN KELİMELER... III

Birçok etimolojik sözlükte ve çeşitli makalelerde, kelimelerin bilinen en eski durumları, görüldükleri ilk dil, en eski kökleri vs., genellikle fazla incelenmemekte ve bu esas amaç olarak görülmeyip, kelime kökü olarak Arapça, Yunanca, Latince vb. denilerek bu dillerden daha eski dillere değinilmemektedir. Sümerce, Akadca, Asurca, Aramice, Sanskritçe, Hititçe, Luvice, Avesta dili, Miken dili, Etrüskçe, Frigce, Urartuca, Hattice, Hurrice vb. dillere etimolojik araştırmalarda ne yazık ki yeterince başvurulmamaktadır. Etimolojik sözlüklerin temel amaçlarından biri olması gereken bu husus yeterince uygulanamamaktadır. Bundan dolayı gerek Türkçe ile gerekse diğer dillerle ilgili pek çok etimoloji sözlüğünde bu eksiklik göze çarpmaktadır. Şimşek, 2007
Bizim de bu bölümde naçizene ve çok kısıtlı imkanlarımızla yapmaya çalıştığımız işte budur. Gönül ister ki, yüksek ve yeterli bir bütçe ve gönüllü, şevkle çalışacak araştırmacı ve dilciler ve bilim insanlarıyla bu işleri yapabilecek araştırma kuruluşları ve enstitüleri kurulsun.!. Ki; bulunduğumuz coğrafya; halen çözülmeyi bekleyen binlerce tablet ve değerli eserlerle  dolu müzelerimiz, kütüphanelerimiz bu araştırmalar için çok da uygun bir durumdadır.
Bazı yazarların ve bilim adamlarının “bebek cıvıltıları”, “çocuk sesleri”, “çocuk dili etkisi” “kem-küm sözcükleri” vb. tanımlamalarla küçümsedikleri sözcükler ve  dillerin çeşitli yönlerden incelenmesinde  dikkate almadıkları sözcükler ile vücut organlarına ve akrabalık terimlerine ait sözcükler aslında çok önemlidir.  Onlara göre bu sözcükler dillerin gerek genetik ve gerekse yapı yönünden akrabalığı konusunda bir delil olarak kullanılamaz. Baba, ana, aba, ata, atta, mama, a-na, a-bo vb. sözcükler “insanoğluna en yakın, en değerli kelimelerdir. Çünkü çocuğun yetişkinlerden duyduğu ilk sözlerdir. Ancak, mukayeseciler bunları ‘normal’ sözcükler olarak görmüyorlar. Onlara göre bu sözcükler dillerin gerek genetik ve gerekse yapı yönünden akrabalığı konusunda delil olarak kullanılamaz. Aklı başında her insan bilir ki, bunlar ‘bebek cıvıltıları’ veya ‘kem-küm sözcükleri’ değildir ve olamaz da. Çünkü ister akrabalık terimleri, ister vücut organları olsun, her kelimeyi çocuk ancak ve ancak içinde bulunduğu ve büyüdüğü çevredeki insanlardan duyarak öğrenir.” Fattah,2004. Bu sözcüklerden bazıları aşağıda belirtilmiştir.
Bebek, çocuk,cıvıltı, vücut organları, sevinç, korku , hayret nidaları gibi sözcükler  alfabetik düzeni ve okunuş sırasını bozmasına rağmen  bir araya toplanmıştır.

Ayrıca üzerinde durulması gereken bir başka nokta da şudur: Etimoloji çalışmalarında etnik, siyasal, ideolojik sapmaların ve amaçların çok yaygın olduğu da bir gerçektir. Bu çalışmaların tarafsız bir şekilde yapılması gerekir.
Aşağıda rastgele seçilen bazı sümerce kelimelerin kökenleri, izleri sürülmekte, kaynaklarıyla örnekler verilmektedir. Böylesi bir çalışma sonucunda ne çıkar?.. Sonuç bölümünde değerlendirilecektir.

Bu bölümde bazı etimolojik denemeler yapılmıştır. Halen de kullanılan bazı kelimelerin Sümerce kaynaklı olduğunu, Sümerce'den geldiğini / Akadca ile yayıldığını göstermeye çalışacağım. ve yer yer gerekli ikazları yapacağım. Yer yer kelimenin Büyük Türkçe Sözlük' teki anlamı da gösterilmiş,  daha sonra Sümercesi ve kaynaklardan kısa bir özet yapılmıştır. Devamında kaynaklar detaylı bir şekilde gösterilmiş ve bazen gerekli açıklamalar yapılmış ve bilgi notları ilave edilmiştir. Bu sözcüklerin arasındaki  benzerliklerin, ilişkilerin ve yayılma şekillerinin, Eski Türkçe ile ve diğer dillerle olan bağlantılarının  bilimsel açıdan ne derece geçerli olduğunu tesbit etmek,  belirlemek saygın bilim insanlarının, filologların ve etimolojistlerin.. işidir. Ancak tesbitlerimizi ve bildiklerimizi de  bu konu ile ilgilenenlerin çeşitli görüş ve öneriler ortaya koyması ; bazı gerçeklerin ortaya  çıkmasına yardımcı olabileceği açısından da belirtmemiz gerekmektedir. Bu çalışmanın çok daha uzman ve bağımsız araştırma kurumları veya enstitülerince de ele alınması ve genişletilmesi şarttır.
Olası / muhtemel itirazları önlemek  ve değişik kaynaklarda belirtilen kelimeleri karşılaştırmak için  değişik ve geniş kaynaklara yer verilmiştir.
Bu bölümde dörtyüz kadar kelime üzerinde durulmuştur. Eşanlamlı kelimeler verilmemiş olmakla birlikte, bunlarla  beraber sayı kat be kat  artmaktadır.
Bu çalışmada daha ziyade Sümerce ve Akadca’dan dilimize geçmiş kelimeler üzerinde durulmuştur.
Kökeni bilinmeyen sözler arasında ölmüş dillerden kalma birtakım ögelerin bulunabileceği de düşünülebilir. Bu dillere ilişkin bilgi ve verilerin elde edilmesi kökeni çözümlenmemiş sözlerin açıklanmasını sağlayacaktır. Örnek olarak ölmüş bir dil olan Sogdca yazmaların bulunması birçok Türkçe sözün kökenine ışık tutmuştu. EREN

Sümer kültürü ve dili zamanının çok ilerisinde ve gelişmiş bir kültür ve bu bağlamda bir dil idi. Binlerce yıl varlığını ve sürekliliğini ( M.Ö 4000 den  Milad yıllarına kadar) korumuş, bilim, teknoloji ve edebiyat dili olarak çevresine damgasını basmış-etkilemiş idi. Sümerce ve bütün Sami dillerin atası olan Akadca arasında çok yoğun bir ilişki / benzerlik vardır.  Sümerce-Akadca sözlükler incelendiğinde; Akadca sözcüklerin en az yarısının Sümerce’den gelmiş olduğu/ kaynaklandığı görülebilir. Akadca da bilindiği gibi (bütün Sami dilleri) Arapça, İbranice vb. etkilemiştir / Sami dillerin atasıdır.  Bugün hala birtakım sözcüklerin Sümerce’den ve dolayısıyla Akadca’dan gelmiş olması şaşırtıcı değildir. Bazı etimologların aksine, bazı sözcüklerin etymonlarının ölü dillerde aranması boşuna veya beyhude bir çaba değildir. Bilakis dillerin kökeni/ etkieşimleri, tarih ve kültürümüzün iyice anlaşılabilmesi açısından çok da gereklidir. Bu çalışmada da ağırlık bu konuya verilmiştir. Yapmak istediğimiz sadece bazı şeylere parmak basmak, işaret etmek, vurgulamaktır. Gerisi yansız ve objektif uzmanlara, bilim adamlarına ve etimolog ve filologlara kalmıştır. Bu bağlamda Sümerce-Türkçe ilişkileri üzerinde de önemle durulmalıdır. 

SÖZCÜKLERİN GÜCÜ/GEÇMİŞTEN GELEN KELİMELER... II

Sümerceye olan ilgim nedeniyle sümerce çalışmalarım /araştırmalarım sırasında halen de kullandığımız bazı kelimelerin Sümerce' de aynı şekilde ve aynı anlamlarda kullanıldığını, Sümercenin birçok dile kelime verdiğini  farketmiş ve bunları zamanla toplayarak, amatörce bir blogumda parça parça yayınlamaya başlamıştım. (http://aden-wwwaden.blogspot.com).
Zamanla bu kelimeler arttı ve kaynaklarını da daha geniş bir şekilde gösterme zorunluluğu doğduna inandığımdan daha derli toplu ve genişletilmiş bir şekilde bu kitapta yayınlamaya karar verdim. Ancak bu çalışma çok daha geniş başka bir çalışmanın küçük bir bölümünü oluşturdu. Aslında bu çalışma çok daha genişletilebilirdi; ancak çalışmanın diğer bölümlerine ağırlık vermek için kısa tutuldu.
Bazı kelimeler üzerinde hala yapılmakta olan tartışmalara da bir son vermek için yine kaynaklar geniş tutulmuştur.

Ancak saptanan ve üzerinde önemle durulması gereken hususları belirtmeden geçmeyelim:
Etimolojik sözlüklerde, kitap ve makalelerde, bilimsel (!) araştırmalarda kelimelerin/sözcüklerin kökeni belirtilirken en fazla,  Farsça, Arapça, Latince veya Yunanca’ ya kadar iniliyor.  Peki bu dillerden daha eski olan diller yok mu idi? ondan öncesi yok mu? İlk kökenlere neden inilmiyor? Kelimelerin/sözcüklerin ilk kaynakları, kelime kökleri neden incelenmiyor?. Örneğin Sümerce, Eski Mısırca, Akadca, Hititçe, Asurca, Aramice, Hattice, Hurrice, Urartuca, Sanskritçe vb. diller yok mu sayılıyor? Eğer bunlara değinilmiyorsa, yok sayılıyorsa ya da lüzum görülmüyorsa; Ortak bir hafıza kaybı yaşanıyor demektir.  Yoksa geçmişin araştırılmasından ürkülüyor mu?. Kelime ve sözcüklerin kökeninin sıhhatli bir şekilde incelenmesi ve araştırılması bizlere geçmişimiz, kökenlerimiz vb. hakkında çok önemli ipuçları sağlarlar. Türk Dil kurumu’ nun vazifesi, kolaya kaçıp, kelime kökenlerinde en fazla Arapça, Farsça, Yunanca veya Latince’ ye kadar inmek mi? “Eskimiş” diyerek bu kelimeleri görmemezlikten gelmek mi?. Peki o kelimeler nereden  gelmiş, hangi dilden kaynaklanmış?, hangi coğrafyalarda ne şekilde kullanılmış? Neden araştırmazlar?.. Bazı araştırmacılar, çok değerli bilim adamları bile bazı sözcükler için yer yer değineceğimiz üzere; Türkçe etimoloji araştırmalarında,  ‘bilimsel’ kitaplarında; “ Sümerce, Akadca veya bir Orta Doğu dilinde köken aramak gereksizdir!” diyebilmektedir.

Oysa basit, yüzeysel bir araştırma bile halen de kullandığımız birçok sözcüğün kökeninin Akadca ve de Sümerce’ye kadar gittiğini gösterir.

Devamı

SÖZCÜKLERİN GÜCÜ / GEÇMİŞTEN GELEN KELİMELER...  I

Bazı kelimeler yaşayan ağaçlar / çınarlar gibidirler.

Dünya dillerinin doğum tarihlerini bilmeden yapılan etimolojik sözlükler, gerçekleri saptırmaktan öte bir anlam ve amaç taşımazlar. Ne yazık ki, içeride ve dışarıda bu husus bilinçli ya da kasıtlı olarak göz ardı edilir. İşte bu yüzden, siyasallaşmış ya da bağnazlaşmış kimi tarihçi(!) ve dilbilimciler(!) dil ve tarihin dalları ve budakları ile uğraşırken ormanı göremeyecek kadar körleşir; tarihin ilk yarısını yok sayacak kadar bağnazlaşırlar. Yerli veya yabancı bir etimolojik sözlüğe bakıldığında Tarihin ilk yarısında dünyada dil yokmuş kanısı doğar. Arınak. ÜNAL

Sözcüklerin bağrında ne öyküler saklıdır!. Yitip giden geçmişin yaşayan tanıklarıdır sözcükler. George Tomson. Tarih Öncesi Ege’den..

Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsın. Konfiçyus

“Kelime sevgisi”  beni de etkisi altına almış olmalı ki bazı kelimelerin Sümerce ve Akadca’daki izlerini sürdüm.

Kadim toplumlarda sözcüklerin sadece anlamı değil, “gücü” de vardı. Sözcüklerin gücü onlar için bir gerçeklikti.

Günlük hayatımızda sıkça kullandığımız kelimelerin kökenlerini, nerelerde nasıl kullanıldıklarını biraz araştırdığımızda çok ilginç sonuçlara ulaşırız. Bazılarının binlerce yıldır kullanıldıklarını öğrendiğimizde ; bu kelimelerle aramızda bir bağ oluştuğunu, sanki; bu kelimelerin sihirli bir gücü olduğunu düşünür, geçmişte yaşayan insanların dünyasına bir yolculuk yaparız.  Kelimelerin kökenlerini araştıran  bilim dalının adı etimoloji  (köken bilim) dir.

FİLOLOJİ ve ETİMOLOJİ; Filoloji, Eski Yunanca'da philos (sevgi) ve logos (kelime) sözcüklerinin birleşmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. "kelime sevgisi" anlamındadır. Sözcük, bir dilin ya da dillerin arasındaki ilişkileri, o dillerin tarihsel gelişimlerini ve yapısını inceleyen bir bilgi dalının adı olarak kullanılmıştır. Dünyada var olmuş ve var olan dilleri inceler, diller arasındaki akrabalık bağlarını , sözcük alışverişlerini araştırır.

Etimoloji (kökenbilim), bir dildeki sözcüklerin köklerini (etymon), o dilin diğer dillerle ve o dili konuşan toplulukların geçmişten bugüne diğer topluluklarla olan kültürel ilişkilerini araştırır. Bir başka tabirle kökenbilim, bir kelimenin ya da dildeki benzer bir kullanımın gelişme sürecinin ilk ortaya çıkışından itibaren izlenmesi, hangi dillerde ne şekilde yayıldığının tesbit edilerek parça ya da bileşenlerinin analiz edilmesidir. Bir sözcüğün en eski kaynak şekline etymon denmektedir. http://tr.wikipedia.org./wiki/Etimoloji.

ETİMOLOJİ: Alm. Wortableitungslhre; Etymologie (f), Fr. Etymologie, İng. Etymology. Bir kelimenin nereden geldiğini veya oluş şeklini ve birçok kelimenin ortak kökünü bulma işi. Etimoloji, filolojinin bir bölümü olup, kelimelerin manalarını,  köklerini mümkün olduğu kadar eskiye giderek araştırır. Etimoloji yoluyla, kültürlerin gelişmesini ve birbirine olan tesirini anlamak mümkündür.

Etimologlar artık hakkında doğrudan bilgi edinilemeyecek ölü diller hakkında, kalıntı ve bulguları takip ederek çeşitli sonuçlar çıkartırlar. İlgili dillerdeki kelimeleri karşılaştırarak ortak ana dil hakkında daha fazla bilgi elde edebilirler. Bir seri olarak planladığım bu yazılarda da; bir sözcüğün en eski kaynak şekli olan etymonlara mütevazi bir şekilde ve çok kısıtlı olan imkanlarım dahilinde rastgele seçtiğim örneklerle ve kaynakları ile biraz değinilecektir. (Not: bu kelimelerin Eski Yunanca'ya, Eski Türkçe'ye, Eski Farsça'ya v.b. dillere nasıl ve ne şekilde geçtiğini araştırmaya maalesef imkanlarım yetmemektedir.). Yararlandığım kaynakların kısaltmaları verilecektir.


Halen kullanmakta olduğumuz etymon kelimelerin (geçmişten gelen kelimeler) ne  kadar çok olduğunu biliyor musunuz .?.. Peki bilsek ne olur .?.. En azından geçmişimiz ve de geleceğimiz daha çok aydınlanır. Tarihte bize öğretilen birçok şeyin yanlışlığı da ortaya çıkabilir. Araştırmalarımda bu konuda yüzlerce etymon kelime buldum. Bu blogda  bazı  kelimeler üzerinde durup,  paylaşmaya çalışacağım.
Geçmişte kullanılmış, yazılmış ve etkileri günümüze kadar binlerce yıl gelmiş, uzanmış, insanlığın ortak hafıza ve bilincinde yer etmiş/kazınmış öyle kelime ve cümleler var ki; bunlardan bazıları, birkaçı bile tam olarak incelense, tam ve doğru olarak çözümlense, bir mit/efsane/hayal gücü kategorisi içinde ele alınıp düşünülmeseydi, Dünya'nın bilinen tarihi ve Dünya gezegeni üzerinde insanlığın ve medeniyetin gelişimi bambaşka olurdu, hala da olur.

Temel anlamları / anlatmak istedikleri, bizim, / insanlığın şuurundan / bilincinden  kaybolmuş bir çok sözcük var.  Geçmişin derinliklerinden  gelen bazılarını;  anlamlarını ve geçmişte kullanıldıkları yerleri bilmeden; sözcüğün anlamını ve gücünü yokederek, bilinçsizce hala kullanıyoruz. Örneğin 'selam' kelimesinin kökenini, anlamını ve kullanıldığı coğrafyayı bilsek , çok daha bilinçli kullanırdık.
Devamı..http://aden-wwwaden.blogspot.com.tr/2015/02/sozcuklerin-gucugecmisten-gelen.html


29 Ağustos 2010 Pazar

Strategem, I Ching (Dönüşümler Kitabı ) ve Go Oyunu Üzerine III..

8 No.lu Strategem: Görünüşte Asma Köprüyü Onarmak, Fakat Gizlice Chencang'a Yürümek. Asıl amacı sıradan bir eylemin ardına gizlemek; normal, alışılmış, ortodoksça, teamüle uygun bir eylemin arkasına, normal olmayan, alışılmamış bir eylemi gizlemek. "Düşmanın / rakibin saldırısını etkisiz kılacak olan şey, olağan ile olağandışını birleştrmektir. Genel olarak savaş sırasında olağan olandan bir yan katkı olarak yararlanılır. Fakat zafere, anormal olandan yararlanılarak varılır". Sun Tzu.  "normal" ve "anormal" durumlar, birbirine karşıttır ama aynı zamanda birbirine bağlı durumlardır. "Yakınına saldırmak üzereyken, uzağa; uzağa saldırmak üzereyken, yakınına gidiyormuş gibi hareket et".
2 No.lu Strategem : Boşluk Bulma Strategemi: Düşmanın / rakibin aşikar zaferini, onun korumasız, zayıf yerlerinden birini tehdit ederek yenilgiye dönüştürmek. Aşil'in Topuğu Strategemi. Kuşatmayı sona erdirmek istiyorsanız, en iyisi onun yoğun olarak bulunduğu yerden, yani dolu olandan sakınmalı ve onun yerine düşman / rakip tarafından kendi haline terkedilen yeri, yani boşluğu vurmalısınız. Sun Tzu da : "Savaşta doluluktan uzak durmak ve boşluğa yönelmek gerekebilir. Düşmanın seni beklemediği yerlere hızla yürü" diyor. Bu strategemleri ve birbirine bağlı olarak zincirleme strategemleri Mao Zedong, iç savaş sırasında, Go oyununa da atıflarda bulunarak yoğun olarak kullanmıştır. "Eski Çin Felsefesi ve Tarihinden Seçmeler" adlı kitapta; "Herşey birbirine bağlıdır. Örneğin doluluk ile boşluk arasında, karşıtlıklar arasındaki bağıntı türünden bir bağıntı vardır. Bu bağıntıdan yararlanmak isteyen, düşmanla / rakiple girdiği savaşta durumu temelinden değiştirebilir; kötü bir durumu iyi bir duruma dönüştürebilir ve zafere ulaşabilir" denilmektedir.
36 No.lu Strategem: Geri Çekilme Strategemi: Ağır ve uygunsuz bir durumdan kaçınmak, savaşı kesmek, dümeni hızla döndürme, yön değiştirme, yokolma tehlikesi karşısında sıvışmak, kaçmak strategemi: "Değişimler Kitabı",  36 No.lu strategeme destek vermekte ve 33. yıldız geri çekilme anlamını taşımakta ve çare arayana, düşman güçlerinin karşısında olunsa dahi kaçabilmenin çeşitli şekillerini derinlemesine düşünmeye yöneltmektedir. Wu'nun "Savaş Sanatı" nda şöyle ifade edilmektedir. "Zafer kazanılamazsa hızla geri çekilinmelidir" . Aynı düşünce M.Ö. 2. yüzyıla ait bir eserde (Huainanzi) şöyle ortaya konmuş: "Düşmana kıyasla zayıf olunduğunda kaçılmalıdır". Mao Zedong'da çok eski Çin savaş tecrübelerine dayanarak 1936 da kaleme aldığı "Çin'de Devrimci Savaşın Stratejik Problemleri" adlı makalesinin bir bölümünde, saldırısı hızla boşa çıkarılamayacak kadar üstün bir düşman karşısında gücü muhafaza etmek için geri çekilmenin önemine değinmiştir. Ayrıca Mao'nun  Go Oyununu örnek verdiği makalesi için bakınız: http://www.uzulmez.info/turkiyego/makale.html#mao
12 No.lu Strategem: Koyunu Hafif Elle Alıp Götürmek: Bir avantaj sağlayacak bir şansı değerlendirmek üzere, her zaman ve her yönden hazırlıklı olmak. "Büyük bir duvar bir köşesindeki küçücük bir delikten yıkılabilir ve bir tahtayı bir budak deliğinden çürütmek mümkündür". Go oyununda Dan seviyesindeki oyuncuların, amatör seviyedeki oyuncuların pek anlayamadığı hamlelerle  koca bir grubu yok etmeleri gibi..:))
13 No.lu Strategem: Yılanı Ürkütmek İçin Çalılığa Vurmak:  Ağız yoklamak, uyarı atışı, kışkırtma, provakasyon, gözdağı verme strategemi: "Hiçbir zaman başınızı vahşi hayvanın ağzına sokmayın". Go oyununun on gizli kuralından üçüncüsüne göre "önlem alarak başka bir alanı zorlamalı ve güvenli bir dönüş yolunu açık tutmalıdır". İçine girmeye çalışılan alanın tehlikeli olup olmadığı bilgilendirme strategemlerinin yardımıyla, yani otlara vurup yılanı ürkütmek açılımlı bu strategemle yoklanmalıdır.
15 No.lu Strategem: Dağdaki Kaplanı Düzlüğe Çekmek: Kaplanı en önemli desteğinden mahrum kılarak zayıf düşürmek. Kaplan ve leopar inlerini / bölgesini terkeder ve insanlara yaklaşırlarsa, insanlara av olurlar. İnlerini terketmedikleri sürece güçlü durumlarını koryabilirler. "Düzlüğe inen kaplanı köpekler bile alteder".   "Dönüşümler Kitabı" nda şöyle denir: "Düşmanın/ rakibin üstüne doğruca gitmek tehlikelidir; düşmanın gelmesini sağlamak fayda getirir". Go oyununda da ustalar, çok gerekli olmadıkça, rakibin hemen yanı başına taş koyma derler..
14 No.lu Strategem: Yenileme Strategemi: Sürekli zafer kazanmak mümkün değildir. Yenilgiler de normaldir. Bir başarısızlık halinde açık kafayla düşünmek, sakin bir şekilde durum analizi yapmak, yararlanılabilir haldeki tüm şansları, insiyatifi yeniden ele geçirmek ve yenilgiyi zafere dönüştürmek için kullanmaya çalışmak.
18 No.lı Strategem: Zararsız Hale Getirme, Arşimed Noktası Strategemi: Bu strategemde düşmanı / rakibi önce kendi halinde bırakmak; daha sonra birbirinden kopan gruplara ayrı ayrı saldırılması önerilmekte. Burada temel kural; tahkim edilmiş yere saldırıldığında, önce tahkimatı yarmak, daha sonra iç tahkimatı çatlatabilmek olarak belirtilmekte.
22 No.lu Strategem: Kapıyı Kapatmak ve Hırsızı Yakalamak: Çember içine alma / kuşatma / etrafını çevirme strategemi. Sun Tzu "Savaş Sanatı" adlı kitabında şunu öğütler; "Düşmanı / rakibi 5 kez düşündükten sonra kuşatmaya al". "Ölümü göze alacak kadar gözü kara bir baskın düzenlemek gerekmediğinde", Go oyununun on gizli kuralından 3. sünü izlemek gerekir: Usulcacık bir başka alanı zorla!. "İktidar savaşında, herkes aynı anda kaplan veya aynı anda avcı olabilir".
25 No.lu Strategem: Kirişi Çalmak ve Kolonu Değiştirmek: Çekirdeksizleştirme Strategemi. Savaşa uyarlandığında, "kolon" ve "kirişler", düşmanın temel savaş gücünü simgeler. Kolon ve kirişler çıkarıldığında ev yıkılır. Bu strategem "düşmanın / rakibin birliklerini bölmek" ilkesine karşılık gelir. Böl ve Yönet ilkesi.
19 No.lu Strategem: Kazanın Altından Odunu Çekip Almak: Kökünü kurutmak, köküne kibrit suyu dökmek / kökünü kurutuncaya kadar savaşmak. Bu strategem için de "Üzülmez"in sitesine link verelim: http://uzulmez.info/turkiyego/makale.html#str19
"Strategem bilgileriyle, insan kendi kültür ve yaşam çevresinin olaylarını daha esnek bir açıdan kavrama olanağına kavuşabilir. Çin strategem bilgisinde aslında insanlık durumu yansıtılmaktadır. Batı'da uzun süre "egzotik orkideler bilimi" olarak alaya alınan Sinoloji, artık Çin sınırlarını aşan, evrensel bir kültür bilimi olarak kendini göstermiştir" diyor Harro von Senger. Yaşamımızın strategemlerle çevrili ve örülü olduğu konusunda Çinli bilge Hong Zicheng' in şu uyarısına kulak verelim: "İnsanlara zarar veren bir kalbiniz olmasın!. Fakat insanlar önünde uyanık, dikkatli bir kalp edinmek kaçınılmazdır!". Bir de ilginç bir haber: Çinliler 37. strategem üzerinde çalışıyorlarmış..:)).http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=3623

Strategem, I Ching (Dönüşümler Kitabı) ve Go Oyunu Üzerine II..

 Bir önceki yazıdan http://aden-wwwaden.blogspot.com/2010/08/strategem-i-ching-donusumler-kitab-ve.html devam..
Bir seminerde; "Strategemlerin, insanın manevra kabiliyetinin, elastikiyetinin ve eğilip bükülebilirliğinin, tüm mümkün yaşam alanlarında, insan eylemlerinin yeni boyutlarını, bilinir ve kullanılabilir kılması oranında, önemli ölçüde yükseltilmesine katkılar sağlayabileceği"  tesbit edilerek "Çinlilere özgü kavranılışına uygun olarak hile, bilgelikten çıkar ki, bu nedenle, hileye özgü olan "olağandışının yaratımı", bilinçli entellektüel bir süreçtir" denilmiştir.
"Dönüşümler Kitabı" ya da "Değişimlerin Klasiği" (I Ching, Yi Chin, Yi Jing); yer-gök birliği, göğün gözlemi ile ilgili matematiksel ve çok derin anlamları olan eşkenar iki üçgenin iç içe geçmesi sonucu oluşan altı köşeli yıldızların 64 tanesinin 'evrensel bir sistem' olarak dizimleri ve Yin-Yang kozmolojik ilişkisi bağlamında evreni anlama çabasında kullanılmıştır. Bu yıldızların her bir parçası değişik ada, kök anlama ve ayrıca sembolik anlama sahiptirler. Çin'in en eski ve büyük dokuz masal imparatorlarından birincisi olan Fu Xi / Tai Ho (Büyük Parlayan Zeka M.Ö. 2900) bu parçaları bir cins kaplumbağa kabuğunda keşfetmiş. Chou Hanedanının (M.Ö.1111-255) kurucusu Wu-wang'ın bilge babası Wen-wang ise altı köşeli yıldızları bilgeliğinde kullanmış.  Sinbad.nu.  Savaş Hileleri; 36 Strategem kitaplarında belirtildiği üzere; daha M.Ö. 10. ve 8. yüzyıllarda ortaya çıkmış bir bilgelik kitabı olan 'Seyahatler Kitabı' nda 36 strategemin işlendiği görülür. Bu en eski yoruma göre, Yin ve Yang arasındaki ilişki kozmolojik bir ikiliktir. Yin, aynı zamanda 'hile/bilme' karşılığı olarak da kullanılır. Bununla birlikte Yin alanı, Çin düşüncesinde hiç de Yang karşıtı dünya olarak değil, tersine Yang alanını tamamlayan, onunla kutupsal olarak bağlı etki alanı olarak görülür. Yin olmaksızın Yang ortaya çıkamaz. Bu Yin-Yang düşüncesinden hareketle, hile, sanki kozmolojik bir meşruluk kazanır. Hile, zorunlu olarak, hile olmayanla birlikte varolur. Tıpkı doğru ile yalanın soznsuzca birlikte varolmasında olduğu gibi...Yin-Yang birlikteliğinden hilenin temel bir onaylanışı çıkar ki, bu onun sonuçta bilgelik ve akıllılığın bütünleyici bir yapıtaşı olarak görülmesini getirir. Hile' nin arapça'daki anlamlarından biri de çare' imiş..
Strategemlerde Go Oyununa ilişkin anlatılara değinelim:
11 No.lu Strategem: Şeftali Ağacı Yerine Kuruyan Erik Ağacı : Değerli bir şeyi elde etmek için küçük bir kurban vermek. Bizdeki deyişiyle kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez. Wang Jixin (M.Ö. 8. yüzyıl) tarafından derlenmiş olan Go oyununun on gizli kuralından üçüncüsü şöyle ifade edilmiş: "Ver bir taş; eğer onu vermekle bir hamle kazanacaksan'. Oyunda büyük bir oyun alanına hakim olmak istiyorsan, küçük bir oyun alanını feda edeceksin'. Tehlike karşısında çekinmeden taş vermelisin!" . Go oyunu yüzyıllardan beri Çinde oynanır ve buradan Japonya'ya yayılmıştır. Oyun sırasında oyuncular dikkatlerini; meydan savaşında kesin sonucu elde etmeye yoğunlaştırdıkları kadar, tehlike anında savaş meydanının yan kısımlarını zayıf göstermeye ve küçük küçük kısmi yenilgilerle rakibi aldatmaya da yöneltirler. Çin zihniyetine göre, zafere bireysel ve bölgesel çalışmalarla değil, topyekun savaşla ulaşılır. 11 no.lu strategem, kısmi bir yenilgiyi sineye çekme yoluyla genel yenilgiyi önlemeye ve en sonunda kesin zaferi elde etmeye yardımcı olur. Burada sözkonusu olan, iki avantajdan daha ağır basanını seçebilmektir. "Küçükte ödün vermezsen, büyüğü tehlikeye sokarsın " . Könfüçyüs. "Küçük bir şeyi feda etmekten kaçınıp büyük bir şeyi kaybetmeyi göze almak bir hatadır. Go oyununun on gizli kuralından biri şudur: Büyüğü kapmak istiyorsan, küçüğü feda edeceksin ". Kai Werhahn Mee.
17 No.lu Strategem: Bir Yeşim Taşı Elde Etmek İçin Bir Tuğla Fırlatmak: 11 No.lu Strategemle bağıntılı olarak; birisine, ondan değerli bir şeyi kapmak için daha az değerli bir şeyi vermek, sonradan değerli bir şey elde etmek amacıyla, birine o an için kendisinden feragat edilebilir olan bir şey vermek. ver-al strategemi. Bu strategeme ilişkin olarak M.Ö. 500 lere tarihlenen Lao Zi / Lao Tzu 'ya maledilen Daodejing adlı eserde : "Daraltmak istiyorsan, önce genişletmelisin. Zayıflatmak istiyorsan, önce güçlendirmelisin. Yıkmak istiyorsan, önce inşa etmelisin. Birşey almak istiyorsan, önce birşey vermelisin.". Bir Çinli yorumcuya göre de; bir kayıp karşılığında pek çok kazanç sağlanabilir, bir adım geri atmakla, iki adım ileriye sıçrama olanağı yaratılabilir ki, nesnelerin diyalektik gelişimi de böyledir. Şu Çin atasözleri ve deyişleri de bu strategemi iyi ifade ediyor: "İneği önce iyice otlatıp, sonra sağmalı". "Düşmanın elini kolunu bağlamak için, önce onu koruyup beslemeli". "Bir domuzu iyice besleyip, güzelce yağ bağlamasını sağladıktan sonra kes." . Go oyununda da ustalar genellikle böyle yapıyorlar :))
16 No.lu Strategem : Bir Şeyi Yakalamak İstiyorsan Önce Onu Serbest Bırakmalısın: Yakalamak istediğin şeyi önce bırak gitsin. Kedi-fare strategemi. "36 strategem Üzerine" adlı kitapta şunlar belirtilir. "Düşman /rakip çok zor bir duruma düşmüşse, o kurtulmak için son gücüyle harekete geçecektir. Ona bir çıkış yolu açıldığında, tüm dikkat ve azmi ile bu yola yönelir ve böylece tuzağa düşer." . I Ching'de 16 no.lu strategem üzerine şöyle denir: "Gevşeme yenilgiyi getirir.". I Ching kitabındaki 5 numaralı heksogramın bir yorumu, 16 no.lu strategemi, yaşama sanatı açısından yüksek bir düzeye çıkarır. Buna göre kaderi tutmamak, tersine onu kendi haline bırakıp bize gelmesini beklemek gerekir. " zamanı gelmediği sürece hiçbir kaygıya kapılmamalı ve özel bir çabayla geleceği belirlemeye kalkışmamalı. Sükunet içinde, yiyip için, vücut için iyi şeyler yaparak ruh için kuvvet toplamalı. Kader kendiliğinden geldiğinde artık bizi hazır bulacaktır."  Devamı var..