7 Şubat 2015 Cumartesi

Etimoloji Y harfi ile... I

yağ i-a (Süm.); i3.
i3; yağ, Akad. şamnum. SNAX
ì-áb: fat of cows, cream (?) ('fat' + 'cow').
ì-áb-sè-ga: clarified butter, ghee (Old Sumerian) ('cow fat' + 'to make flat [by boiling away the water]').  ANSD
ì-iš: sesame oil ('oil' + 'tree').  ANSD
i3  i [OIL].  ia3.  SSED
i oil.  wr. i3; u5; u2 "oil; butter; container for oil" Akad. tallum; šamnu .TPSD
yağ; [ETü] UyB, Kaş <1070 alkalamak="" b="" ba="" durulabilir.="" erm="" et="" fiiliyle="" g.="" hayvani="" lant="" nbsp="" s="" t="" tereya="" y="" ya="" yag="" yay="" zerinde="">.yüł
 > yeġ/yüġ (zeytinyağı) ile ses benzerliği tesadüf olmalıdır. Ermenice sözcük eski bir Anadolu veya Ortadoğu dilinden alıntı olup Eyun. élaia (zeytinyağı) eşdeğeridir. NETS.
yağ ‘Kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde’. =ET. yağ, yag, yakrı ‘iç yağı’.-OT. yağ
                yag, yah (Zaza., Kürt.)
                yağ (Az., Uyg.)
                yäğ (Trkm.)
                yağ (Özb.)
                (Alt., Tel.)
                cau (Bşk.)
                çağ (Sag., Tuva.)
                jav (Kzk.)
                sıa (Yak.)
    sav, su (Çuv.)
    may (Bşk., Kırg., TatK., Uyg.)
    üs=üz ‘yağ’. (Tuva.)
Not: Nişanyan’ın yağ sözcüğünü zeytinyağı anlamındaki élaia’ya kadar götürmesi, zorlamadan başka bir şey değildir. Hayvancılıkla uğraşan ve süt ürünlerinden peynir, yağ, kurut, yoğurt, kımız, kefir vb. yapan eski Türklerin bu sözcüğü Ermeniceden veya başka bir Ortadoğu dilinden almaları imkansızdır. Çünkü bu sözcük, fonetik bazı değişikliklerle Yakut ve Çuvaş Türkçelerinde de yaşamaktadır. Nişanyan bir Türk ve iyi bir Türkolog olmadığı için, bu sözcüklerden habersizdir. TUGÜ. ??
Neden imkansız. Orta doğu dillerinden Yunancaya geçen çok kelime var..

yağ 1. ‘sütten çıkarılan madde; tere y. 2. ‘etin içinde bulunan madde’.; 3. ‘bitki ve çiöeklerden çıkarılan sıvı madde’; Tkm. yäğ., Blk. cau ‘yağ’, Tar. yağ, Alt, Tel , Sag., Çağ, Tuv. Çağ, Yak. sıa.  Uygurcadan başlayarak kullanıldığını biliyoruz. Türkçede bu kök yayıkta dövmek olarak da kullanılır. Fin-Ugor dillerinde buna benzer bir söz kullanılır. Mac. vaj, Fin. voi, Çer. Üy, . Bu adlar Türk ve Fin-Ugor dillerinde saklanmış ortak kalıntılardır. EREN
yağ Çin. yag. Yağ sözcüğü Çinceye bağlanırsa da, biz ayrı bir düşünce ileri süreceğiz: Süm. ya (yağ) ile Tr. Çin yag/yağ bağlantısı açık, ayrıca Hit. ya (yağ). Sümerler tarihte Çin ulusundan çok önce, İ.Ö. 4000 dolayları, Sümer dili, yazısı da öyle. ya (yağ) sözcüğü İ.Ö. 4000-3000 yıllarından aşıp geliyor. Hititler Anadolu’da İ.Ö. 2000’lerle başlıyor, Hitit öncesi Anadolu ulusları da başka. ya (yağ) sözcüğünün Anadolu-Mezopotamya yörelerindeki yaşı 6000 ile 4000 arasında, buna karşın Asya uluslarında (Türk, Çin) yağ kavramı en çok 2600 dolaylarında (Çin yazısını gözönünde tutarak) görülüyor. Türkçede yağ çok daha sonra (yazılı belgelerin yaşına göre), 1500 yıl yöresinde. Bu durumda Sümer-Hitit önceliği önemli. İZEY
­iagi fat: Tung. *iag-ǯakta; Mong. *eɣükü, *öɣekü; Turk. *jāg.
PTung. *iag-ǯakta fat (of a bear)
PMong. *eɣükü, *öɣekü fat
PTurk. *jāg 1 fat n., butter 2 lard 3 thick, fat (adj.) (1 жир, масло 2
сало 3 толстый, жирный): OTurk. jaɣ 1 (OUygh.); Karakh. jaɣ (MK);
Tur. jaɣ 1; Gag. jā 1; Az. jaɣ 1; Turkm. jāɣ 1; Sal. jaɣ 1; Khal. jāɣ 1;
MTurk. jaɣ 1 (MA); Uzb. jɔɣ 1; Uygh. jaɣ 1; Krm. jaɣ 1; Kirgh. ǯoo-n 3;
KBalk. žau 1; Kum. jav 1; SUygh. jaɣ 1; Khak. čaɣ 1; Shr. čaɣ 1; Oyr. ū 1;
Tv. čaɣ 2; Tof. čaɣ 2; Chuv. śu, śъₙv 1; Yak. sɨa 1; Dolg. hɨa 1. EDAL
yag/yağ [ETü] hayvani yağ, tereyağı << ATü *yāg
● ETü yayı- (çalkalamak) fiiliyle bağlantısı üzerinde durulabilir. * Erm yüł > yeġ/yüġ (zeytinyağı) ile ses benzerliği tesadüf olmalıdır. Ermenice sözcük eski bir Anadolu veya Ortadoğu dilinden alıntı olup EYun élaia (zeytinyağı) eşdeğeridir. NETS
yağ  1. Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde. 2. Vazelin, mazot gibi yağları andıran ve sanayide kullanılan bir mineral madde. 3. Vücudun, atılması gereken amonyak, üre vb. maddelerini içine alarak deriden sızan ve ter kokusunu veren madde. 4. Güzel kokulu bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde: Gül yağı. 5. mec. Abartılı övgü. Türkçe Sözlük
igi-ba i3-a ḫe2-ni-ib2-gun5-gun5-e i3 li ḫe2-en-na-su3. ETCSL c.4.22.2-18
tug2 30 giĝ4 i3-a šu {mu-un-niĝin2-niĝin2}.    ETCSL c.1.8.1.5-87
ĝiš-ge-en-gen6-na alan šu du7-a-ni i3-a ḫe2-en-nu2. ETCSL c.4.22.2-23

Yal[-az  (Süm.) :  zalzalag2
Yalınmak, alevlenmek. Yanmak. Hell werden, glanzen. yaldra: az ışımak, az parlamak. yaldrık: cilalı, parlak, süslü. STDT
yalaz Tr. yal / yul aydınlık, ışıma, parlama bildiren kökten yalav/ yalaz.
alaz Tr. (alev) den yalaz- alaz. İZEY
zalag : yalıng. Alev, yalçın, sarp, çıplak. Yalın: alev. Glanzen. hell. STDT
zalag "hell" . Akad. ebbu
zalag2  ("to (make) shine"). SUZE
zal [SHINE] wr. zal "shine". SSED
zalag2 : parlak olmak, parlamak, aydınlatmak, parlaklık, ışık, aydınlık. SNAX
zalag wr. zalag; zalag2; su-lu-ug; sulug "(to be) pure; (fire) light; (to be) bright, to shine" Akad. ebbu; namāru; nûru. SSED
yalaz   hlk. Alev. Türkçe Sözlük 
yalaz  [TTü] yalaz/yalaza alev < Tü. yal- yanmak, alevlenmek +Az → yan-● Anadolu ağızlarından alınmıştır. Karş. alaz, alev, yalım. NETS

yar  (yarmak) dar (Süm.);
dar, tar.  tar. kesmek, biçmek. yarmak, bölmek, taksim etmek.
dar. yarmak.spalten, zerschneiden,zerstören. STDT
yar-mak Tr. yar bölmek. Yar- kökü Türk dilinin en verimli sözcüklerinden biri olduğu gibi anlam genişlemesi, anlam değişmesi bakımından da en yaygınıdır. İZEY
dar "spalten". SUZE
yarmaca : kabil-i inşikak, biçme olmayan odun. — Scheit (Holz). Z.
yarmak : az ayırmak, teşkik eylemek. — Entzweien, spalten. ÇAOS
dar wr. dar "to break up, crush, grind; to split, split up; to cut open" Akad. pênu; pêşu; salātu; šalāqu; šatāqu. TPSD
tar wr. tar; tarar "to cut down; to untie, loosen; to cut; to scatter, disperse; to decide" Akad. harāşu; parāsu; paţāru; sapāhu. TPSD
dar : bölmek, ayırmak, taksim etmek. Akad. şataqum. SNAX
bar, ba.r "spalten".
bar "Fell". SUZE
dar : kesmek, parçalamak. Ayırmak, bölmek, kesip açmak, dilmek, dilimlemek. SNAX
dar:  n., francolin, pheasant [DAR archaic frequency: 36; concatenation of 4 sign variants]. v., to slice, split; to shatter (reduplication class) (da, 'sides', + ur4 , 'to shear, reap'). SULE
dar:  crack open = dar  =break; =break out. SUVO
tar : yarmak, sökmek, yırtmak, çatlamak. Akad. natarum. SNAX
dar [SPLIT] wr. dar "to break up, crush, grind; to split, split up; to cut  open" Akad. pênu; pêşu; salātu; šalāqu; šatāqu  1. to break up, crush, grind unknown/Middle Babylonian/Ugarit [[dar]] = da-ar = DAR = kur-ru-; pe-e-şu ; [[dar]] = MIN<( da-ar)> = DAR = sa-la-tum-; he-pu-u .   2. to split, split up  3. to cut open  Akad. pênu "to grind"; pêşu "to break up, crush"; salātu "to slit, slice through, split"; šalāqu "to  cut open"; šatāqu "to split, crack (off)". Sumerian dar is a rebus representation of Akkadian tarru. SSED
dar; Here is a perfect example of the protoTurkic *d showing up as c and y in Turkic languages Sumerian dar ’spalten, zerschneiden, zerstoeren’ (D.71; MSL, III, 100) Tk yar- ’yarmak’ [to break in the middle] (DLT, I, 399; KBI, 523) [Tuna90:]. Chuvash śur to split [Krueger61:232];. HMHU
dar  für tar   Westenholz. Spalten. SUZE
tara[mak[ETü]. tara= ETü tar- [Uy] 1. dağıtmak, yaymak, ayırmak, 2. saç taramak → dağıl- . Muhtemelen ETü tar-/tar- fiilinin özel anlam kazanmış varyant biçimidir. NETS
yar  1070 [ETü] yar suların açtığı gedik, bayır 1312 [KTü] dikuçurum<< ATü *yār.  NETS
tar [CUT] wr. tar; tarar "to cut down; to untie, loosen; to cut; to scatter, disperse; to decide" Akad. harāşu; parāsu; paţāru; sapāhu. SSED
yar [ETü] yar- bir şeyi bıçakla kesmeksizin zorla ikiye ayırmak << ATü *hīr- ● ETü ar-, yar-, yır-, yir- fiilleri eş anlamlı olup, önseste /y/ = /0/ eşdeğerliği ATü /h/ sesinin varlığına işaret eder. ( ETüor- (biçmek) aynı gruba dahil olabilir mi? ). NETS

yar-. Uzunlamasına bölüp ayırmak, ortasından, içinden geçmek, buğday arpa gibi tahıl tanelerini değirmende kırmak, derin yara açmak, yarık açmak = ET. Yar- kırmak, yarmak, parçalamak, ayırmak. OT. Yar- yarmak, bir şeyi keserek zorla yarmak, parçalamak, Trkm. yär, Az., Bşk., TatK., Uyg., yär, Kırg. car. Bşk. Jar. TatK. Böl., Bşk. Bül. TUGÜ
yarmak, -ar    (-i) 1. Uzunlamasına bölüp ayırmak: Odunu yarmak. 2. Buğday, arpa vb. tahıl tanelerini değirmende kırmak. 3. Derin yara açmak. . 4. Yarık açmak. 5. mec. Ortasından, içinden geçmek. Türkçe Sözlük 
yarmak  <900 akla="" anlaml="" ar-="" aret="" ay="" ayn="" b="" bi="" bir="" dahil="" de="" e="" eder.="" erli="" eyi="" fiilleri="" gruba="" h="" i="" ikiye="" kesmeksizin="" mek="" mi="" na="" nbsp="" nseste="" olabilir="" olup="" or-="" r-="" rmak="" sesinin="" t="" varl="" y="" yar-="" yir-="" zorla="">NETS
me3 gal-gal-la ḫub2 dar ak kušgur21ur3-bi ki us2-sa. ETCSL c.1.3.2-3
bal-a-re gu2-re ḫub2 dar ak-de3. ETCSL c.2.8.3-20
e-ne- šu-ne-ne ba-du3-du3 šag4 dar i3-ak-ne. ETCSL c.2.2.5-35 
yasak Süm. azag, azag2, Akad. asakkum. SNAX 
yasakMoğ. yasag . NETS

yavru dumu (Süm.) yavru, nesil. Türk Dili TUMA doğma, nesil verme (Umum Türk). Olcas.
dumu (Süm.) oğul, halk. (marum). SNAX
du5-mu  = dumu "Sohn" māru. dumu "Kind" māru  "Kind, Sohn, Tochter", "Bürger, Einwohner". SUZE
dumu wr. dumu; du5-mu "child, son, daughter" Akad.  māru. TPSD

yaş : çocuk, ıslak, taze, körpe, rutubetli, dumu. — Kind, jung, frisch; feucht, Thränen. | yaşlığ : rutubet, kiçik beçe. — Feuchtigkeit; yung, Kind. ÇAOS

yavru ETü. *yabrığ ETü. yabrı- zayıflamak, güçten düşmek. NETS
ugu (ug) Süm. nesil. Türk Dili UG-ÜŞ Nesil (Eski Türkçe). UG nesil, aile, ana (Altay). Olcas
ug (Süm.) halk (nišum). SNAX
ug-ken (Süm.) meclis. Sözlük manası soy. Tür dili KEN-ES(KENEŞ) şra, danışma, meclis (Umum Türk). Tam manası: Geniş ağıl. Onun ağız varyantı (KEN-UY) (Kazakça Kırgızca vs.) Çinlilerde KEY-UY Büyük Meclis, büyük ev, toplanma manasında yansımıştır. (KEY büyük, meclis, toplum, kütle). Olcas
ukkin (Süm.) topluluk, toplantı (puhrum). SNAX

Dumu sözcüğü yavru,nesil,oğul, çocuk anlamıyla Sümerce kökenli olup Türk dilleriyle ilişkilidir

yemin ~ Ar. yamīn يمين #ymn sağ taraf, sağ el, sağ elini kaldırarak verilen ant (= Aram. yamīn ימין = İbr. yāmīn ימין= Akad. imnu). NETS
yemin ve sükende etmek : ant , and, kasem, ahd-i peyman, sükende.— Schwur, Eid, Vertrag, Bund. | ant içmak : ahd-i peyman etmek — Einen Bund schliessen, schwören. ÇAOS
yemin Ar. yemin sağ, sağ yan,  and. İZEY
yemin    Ar. yem³n  a. Ant. Türkçe Sözlük

yeşim ~ Fa. yaşm يشم yarı değerli bir taş, yeşim << Efa./OFa. yaşp = Akad. yaşupu 
● İbr. yaşepeh Eski Farsça veya Akadçadan alınmıştır. Eyun./Lat. jaspis > İng. jasper bir Sami dilinden alınmış olmalıdır. NETS

yeşim ’açık yeşil ve pembe renkli kolay işlenen değerli bir taş’ < yāş ‘yeşil’+im. Nişanyan’ daki Yeşm
yanlıştır. İki farklı sözlükte iki farklı köken gösterilmiş. Fakat, Tü.’den bu dillere geçmiş olabileceği düşünülmemiş. Anadolu’da yeşil baş ördeğe ‘yeşim’ denir. 
-          yäşäm daşı (Az.)
-          yaşma (Bşk., Kzk., Kırg., TatK., Trkm.)
-          yäşmä (Uyg.)
Tü.>Ar. (Mıs.) yaşın, Fars. yeşm.TUGÜ
yeşim   : eski dönemlerde, türklerce kutsanmış, değerli taş. Türk Adl.Etim.Söz.Hadi
yeşim  Far. yeşm . a. min. Açık yeşil ve pembe renkli, kolay işlenen, değerli bir taş. Türkçe Sözlük 

yevm ~ Ar. yawm يوم #ywm gün = Aram. yūmā יומא  = İbr. yōm יום = Akad. ūmuNETS
yevmiye günlük ücret < Ar. yawm gün < Akad. ūmu gün, gündüz < Süm. ud, u4 gün, güneş, sıcaklık, yaz > İbr. yōm gün. Şimşek
yevmiye    Ar. yevmiyye 
a. 1. Bir günlük çalışma karşılığı verilen ücret, gündelik. 2. zf. Her gün: Yevmiye şu kadar su harcanıyor. Türkçe Sözlük 
yevmiye     (< Ar. yevmiyye) yevmiye, günlük. Türkçe Sözlük 

yulaf ~ Ar. ˁalaf علف[#ˁlf hayvan yemi olarak kullanılan ot, özellikle yonca = Akad. elēpu (bitki) bitmek, kendiliğinden çıkmak, filizlenmek
● Batı Türk dillerinde (Azerice, Gagavuzca, Karaçay, Tat) yulaf görülür; diğer Türki dillerde eşdeğeri yoktur. Arapçadan alıntı şüphesiz olmakla birlikte, önseste türeyen /yu/ biçiminin tatmin edici açıklaması yoktur. Stachowski 52-53. * İng. alfalfa (hayvan yemi olarak kullanılan bir yonca türü, medicago sativa) İspanyolca yoluyla Arapçadan alınmıştır. NETS
yulaf Ar. alef hayvan yemi, ilaf. İZEY
yulaf    Rum.  a. bit. b. 1. Buğdaygillerden, en çok hayvan yemi olarak yetiştirilen otsu bitki (Avena sativa). 2. Bu bitkinin tanesi. Türkçe Sözlük 
yulaf ‘en çok hayvan yemi olarak yetiştirilen bitki (Avena sativa)’. Ağızlarda ılaf olarak da geçer.  Tzitzilis’e göre Rumcadan alınmıştır. Dimitrieva ise Ermeniceden alındığını yazmıştır. EREN

yumuş (Süm.);  umuš (uš4)
umuş : yumuş. Hizmet, vazife, iş, hizmet, görev, ödev. werk. STDT
umuş : anlaşma, uzlaşma, akıllı,zeki, eğitim, öğretim, düşünce, göz önünde tutma, sağ görüş, düşünce, sezgi, idrak, talimat, yönerge.  Akad. temum. SNAX
umuš wr. umuš "(fore)thought, plan(ning); understanding; instruction; consideration, sagacity"  (düşünce, planlama, anlayış, eğitim) Akad. ţēmu. TPSD
umuş : ukuş. Anlayış, akıl. Discernment. STDT
umuş : anlaşma, uzlaşma, akıllı, zeki, anlayış, akıl, düşünce, idrak, sezgi. Akad. temum. SNAX
umuš ka-aš bar-re da-nun-na. Waradsin-21-13 
umuš galga šu zi an-na garRimsin I 18-9
umuš wr. umuš "(fore)thought, plan(ning); understanding; instruction; consideration, sagacity" Akad. ţēmu. SSED
yumuş Tr. Yumak, yummak, iş,  hizmet, görev, elçilik. İZEY
yumuş ‘iş, hizmet buyruğu’ = ET. Yumuş ‘hizmet, iş, faaliyet’, yumuşçı ‘hizmetçi’- OT. yumuş ‘hizmet, vazife, elçilik’. = Sümer; umuş (Tuna, 25)
                yumuş (Eski Kıpç.)
                yumuş (Özb.)
                yomış (Bşk.)
                cumuş (Kırg.)
                çımış (Tuva.)
                jumıs (Kzk.). TUGÜ
yumuş              : (yumuç) 1söz, öğüt, nasihat 2emir, ferman, buyruk 3müjde, müjdeli haber 4yumuk, yumulmuş, yumruk. Türk Adl.Etim. Söz. Hadi
yumuş     İş, hizmet buyruğu: Bu çocuk hiç yumuş tutmuyor, ne yapacağız?Türkçe Sözlük



Etimoloji V harfi ile... I

vahdet ~ Ar .waḥda ͭ وحدة [#wḥd] bir olma, birlik < Ar. aḥad/waḥīd أحد/وحيد bir, tek (=Aram. χad חד = İbr ˀeχādאחד = Akad. ēdu. NETS
vahdet    Ar. va§det  a. esk. Bir olma, tek olma, birlik, teklik. Türkçe Sözlük 

vakar ~ Ar. waḳār وقار #wḳr ağırlık, ağırbaşlılık, soyluluk < Ar. waḳura وقُر ağırbaşlı ve soylu idi = Akad. (w)aḳāru değerli veya pahalı olma = Aram. #yḳr יקרNETS
vakar    Ar. va®¥r  a. (vaka:rı) Ağırbaşlılık:. Türkçe Sözlük 
vakur < Ar. waqūr vekar sahibi < # wqr ağırbaşlı olma < Akad. (w)aqāru(m), uqāru, baqāru önemli, değerli, itibarlı, saygılı, onurlu olmak. Şimşek
waqāru  [KAL :]  (vb. i/i ; stat. (w)aqar)
to be precious, rare. Variants : aqāru. AKDI

valide ana, anne < Ar. wālida(t) doğuran kadın, anne < # wld doğurma < Akad. (w)alādu(m), ulādu, malādu doğurmak > İbr yālad, Aram. yld doğurma. ŞİMŞEK
valide Ar. velede doğmak, doğurmak, doğuran. İZEY
valide Ar. wālida ͭ والدة  #wld doğuran kadın, anne Ar. walada doğurdu. NETS
Bkz. abla, aga, ağa, ahi,  ana, anne, baba, ata, dede,  ebe,  emmi, mama,  pap,  ümmü, ümmet, valide
valide    Ar. v¥lide  a. (va:lide) esk. Anne. Türkçe Sözlük 
valide bibi : nine, büyük valide, hanım efendi; validesinin anasına ve pederinin validesine dahi itlak olunur. — Grosmutter, Herrin.  ÇAOS


vebal ~ Ar. wabāl وبال #wbl 1. ağır ve sağlıksız hava, 2. kötü bir eylemin maddi ve manevi sonuçları < Ar. wablوبل sağanak, sel =? Akad. wabālu getirme, taşıma. NETS
vebal, -li   Ar. veb¥l  a. (veba:li) Günah: Bu işin vebali vardır. Türkçe Sözlük 
vebal Ar. vebal ağırlık, yük, acı, üzüntü, suç. :Türkçede yapılmaması gereken bir işin yapılmasından doğan tinsel sorumluluk, suç, Fa. günah. İZEY

vekil Akad. wkl sorumluluk yüklenme, güvene dayalı iş verme
Akad. waklum, uklu müfettiş, kontrol memuru, tapınak törenlerini yöneten (kadın) idareci < Süm. (lu2) UGULA. ŞİMŞEK
Ugula: bekçi, gözcü. SNAX
VekilAr wakīl وكيل z #wkl temsilci, başkası adına yetki kullanan. NETS
Mütevekkil  ~ Ar mutawakkil متوكّل z [#wkl mutafaˁˁil  tevekkül eden < Ar. tawakkul توكّل z tafaˁˁul  tanrıya güvenme
Tevekkül Ar. tawakkul توكّل z #wkl tafaˁˁul güvenme, inanma, özellikle Allaha güvenme, kadere razı olma. NETS
MüvekkilAr. muwakkil موكّل z #wkl mufaˁˁil  tevkil eden, vekil eden < Ar. tawkīl توكيل  yetkili kılma, vekil. NETS

veled walādu    (vb. a/i ; pret. ūlid). G. to bear (a child) ; to give birth ; to beget ; to produce, create D. to give birth, beget ; to produce, create ; to act as midwife Dt. to be begotten Š. to cause to give birth N. to get born. Cf. ulduVariants : alādumalāduulādu. See also : bašû, ḫarāšu, muštēšertu. Comparison with other Semitic languages :
Proto-Semitic : *walād
Arabic : walada  وَلَدَ
Syriac : īlēd  ܝܼܠܹܕ
Hebrew : yālad  יָלַד
Ugaritic : yld  
Ge'ez : walada . AKDI
velet veled çocuk, yavru. ~ Ar. walad ولد #wld çocuk < Ar .wilāda ͭ ولادة doğurma ● Karş. Aram. yalədā, Akad. walādu doğurma, İbr. yeled (çocuk). NETS
veled  : toğmahan , ibn, köle, gulam. — Sohn, Sclave. ÇAOS
velet < Ar. walad çocuk < # wld doğurma Akad. (w)alādu(m), ulādu, malādu doğurmak > Ugar yld, wld, İbr. yālad, Aram. yld doğurma. Şimşek

vız, vızıl, vızıltı onom sinek sesi < ? Ar..? < Akad. zizzum, şişşu tıs, vız sesi çıkarmak, tıslamak, vızıldamak (yılan veya kuş) < Süm. bi-iz. Bazı yansımalı sesler birçok dilde ortak şekilde görülebilmektedir. Vız örneğinde olduğu gibi. Şimşek



Etimoloji U-Ü harfi ile... I

ulu. il2. elu (Akad.) elû  (vb. i/i)
G. to go up, rise ; to arrive, come up ; to result, be produced ; to go upstream ; stat. : to be
high Gt. to go up and away ;  to forfeit sth. (+ina) D. to raise ; to elevate, extol, praise ;  to
take away, remove Dt = Gt ; to be raised higher than (+ana) Š. [E11 :  ] to make
climb, go up ; to embark (v.t.) ; to bring forward (a witness) ; to bring out (a document) ; [E11
:  , NIM :  ] to subtract, determine (a root) (Mathematics) ; šum X šūlû to swear oath by X Variants : alû. Comparison with other Semitic languages :
Proto-Semitic :
ʿalāy
 ﻋَﻼَ   Arabic : ʿalā
 עָלָה  Hebrew : ʿālā
Ugaritic : ʿly 
Ge'ez : ʿlw
Sumerian il2 is a rebus representation of Akkadian elû. AKDI
ulu Oulou (Ouluogh) = Grand. Cf. égyptien ur= grand, chef; Vieux persan uru= grand, large;
sumérien gula = id. aku (Afrique) olu=chef; étrusque acolu=id. Dérivé  oulalmaq (ulu olmak) =grandir, croitre. Bedros Keresteciyan
ulu  1. Erdemleri bakımından çok büyük, yüce  2. Çok yüksek, çok büyük olan (şey).  Türkçe Sözlük 
ulu  ETü. Uluğ. NETS
Bkz; Allah, ilah, rab, tanrı, ulu

udu (Süm.) koç.  Güneş tanrısı, mukaddes. Türk dili UDUK (IDUK) mukaddes (Eski Türk) UD öküz; boynuzlu hayvanlar (Eski Türk) GUDAA-geyik öküz (Tofalar).
GUD (Süm.) öküz. Olcas
udu "Schaf" . Akad. immeru. SUZE
udu ETr. udu ara, iz, art, geri, uyku, öküz, sığır. İZEY
udu (Süm.) koyun.
utu: güneş, dutu: bir tanrı

um Tr. um/om erek bildiren kökler. Bunlardan um-om sesleriyle türetilen sözcüklerde bir yere yönelme, bir yere ulaşma anlamı saklı. İZEY
ummu  [AMA  ]  (n. fem. ; st. constr. ummi)
mother ; ummu ālittu : the natural mother; ummi ummi : grand-mother ;  : ummī attī : you are (as) my mother ; Babylonian : of a goddess : ummu bānītī : the mother who created me / shaped me ; 3) ummu mê : a dragonfly , "a mother of waters" ; 4) sens figuré : the source / the origin , the fountainhead , the headwaters (?) ;  : ummu ṭuppim : the original document (?) ; : ṭuppi ummātim : the document of original (fields ?) ;  : ummu [A.ŠÀ.MEŠ ] : the original deed of property ; 5)  : accounting ? : total credit (?) ; ummu nārāti : the headwaters of the river (?) ; 6) part of a plough ; 7) lexical : a quiver ; 8) a stock tree, vine ; 9)  : topography : meaning unknown ;
Cf. ummatuummūtumSee also : agarinnubāntugarinnuemētu
Comparison with other Semitic languages :
Proto-Semitic : *ʾimm
Arabic : ʾumm  أُم
Syriac : ʾimmā  ܐܶܡܳܐ
Hebrew : ʾēm  אֵם
Ugaritic : ủm  
Ge'ez : ʾǝmm. AKDI
ummu  [AMA : ]  (n. fem. ; st. constr. ummi). Mother. Comparison with other Semitic languages :
Proto-Semitic : *ʾimm
Arabic : ʾumm  أُم
Syriac : ʾimmā  ܐܶܡܳܐ
Hebrew : ʾēm  אֵם
Ugaritic : ủm  
Ge'ez : ʾǝmm. AKDI
uma / umay Sanskr. Bir tanrıçanın adı. Asya Türklerinde çocukları koruyan bir tanrıça. İZEY
ummu mother Süm. AMA . TASD
Sanskrit umā, Akkadian ummu. The Language of the Harappans: From Akkadian to Sanskrit
um :ög. anne, mutter. STDT
Proto-Afro-Asiatic: *ʔVma/*ma(y)
Meaning: mother
Borean etymology: Borean etymology
Semitic: *ʔu/imm- 'mother'
Berber: *maH 'mother'
Egyptian: mw.t (pyr) 'mother'
Western Chadic: *maH- 'mother' (?)
Central Chadic: *ʔama 'mother'
High East Cushitic: *ʔam- 'mother'
South Cushitic: *ʔam- 'grandmother' 1, 'sister' 2, 'mother' 3, 'girl' 4 (otherwise to No. 81)
Proto-Semitic: *ʔu/imm-
Afroasiatic etymology: Afroasiatic etymology
Meaning: 'mother'
Akkadian: umm- 'Mutter' OB [AHw 1416]
Eblaitic: /ʔummum/ [Fronz EL 151] AMOR /ʔi/ummum [Gelb CAAA 14]
Amorite: /ʔi/ummum/ [Gelb CAAA 14]
Ugaritic: um 'madre', pl. umhthm [DLU 34]
Phoenician: [Tomb. 23]
Hebrew: ʔēm 'mother (also father's wife; grandmother; ancestress)' [KB 61], pl. suff. ʔimmōhēnū, ʔimmōhām
Judaic Aramaic: ʔīmmā 'mother' [Ja 50]
Syrian Aramaic: ʔem(m)-, pl. ʔemhāt-, ʔemh- 'mater; abbatissa'; ʔemhāy- 'maternus' (adj.) [Brock 23]
Arabic: ʔumm- 'mère', pl. ʔummāt-, ʔummahāt- ("нек-рые считают, что первая форма применяется к животным, вторая - к людям") [BK 1 50]; (dual) ʔummān- 'les père et mère' [BK 1 50]
Epigraphic South Arabian: SAB ʔmm 'mother' [SD 5] ʔm-t 'bondwoman, female vassal' [ibid.]
Geʕez (Ethiopian): ʔǝmm 'mother' [LGz 22]
Tigre: ʔǝm, pl. ʔǝmmat 'mother' [LH 353]
Harari: umma 'grandmother' [LHar 25]
Gurage: MAS GOG ǝmm, ENN END äm, SOD ǝmmit, GYE ämiyät 'female, mother' [LGur 42]; (all) ǝmmiyä 'big, large'
Mehri: ḥām, indef. (rare) ʔɛ̄m, hāmē, pl. ḥāmēt 'mother' [JM 5]
Jibbali: ʔum 'big'
Soqotri: ʔaʔam 'big'. NODI
ümmi  <1350 b="" bilmeyen="" nbsp="" okuma="" r.="" yazma="">ummī
 اومّى nsb. "anadan doğma", saf, cahil < Ar. ˀumm اومّ #amm anne (= Aram.         ˀemā אמא  = İbr.  ˀēmאם  = Akad. ummu).       NETS
ümmi okuma yazma bilmeyen < Ar. ummi anadan doğma saf, cahil < # umm ana, Aram. emā, İbr. em < Akad. ummu anne < Süm. AMA (EME4) ana, anne . ŞİMŞEK
ummanu Akad. (hikmet sahibi kişi). Kürşat Demirci
ümmi    Ar. umm³  sf. (ümmi:) esk. Okuyup yazması olmayan. Türkçe Sözlük
Bkz. abla, aga, ağa, ahi,  ana, anne, baba, ata, dede,  ebe,  emmi, mama,  pap, ümmet, valide

Urfa Güneydoğu Anadoludaki bugünkü Şanlıurfa < Ar. Ar-Ruha < Akad. Urha > Yun. oppa (orra) veya (orrhoa). ŞİMŞEK. 2007
 Urfa il - Merkez - UrfaOsm: Urfa. A640: El-Ruha. Y300-: Edessa. S300-: Urhay / Urhâ [ Süry "sulak?" ]. Nişanyan
Urfa; Sümerce urşum. Sever.2010

urug (Süm.) kale, şehir, cemiyet. Türk dili URUG şehir, şehir halkı, topluluk. Olcas
uruk Tr. ur’dan ur-uk, uruk soy, döl, kuşak, üreme, oba, boy. Bu sözcük Sümerce uru ile bağlantılıdır. İZEY
uru / iri (Süm.) şehir (alum). SNAX
uru (ere, iri) "Stadt".  Akad.  ālu. SUZE

ru (Süm.) kurmak. Türk dili URU kurmak, dikmek (Umum Türk). Olcas
ru2 (Süm.) dikmek, şekil vermek (pataqum). SNAX
ru2=du3: (a. "bauen", b. "errichten"). SUZE

umum / amme ?< Ar. umūm genellik, bütünlük, genel, tüm, kamu, halk < Ar. amma(t) kamu, halk, avam < # ‘mm genel olma, kapsama, kucaklama, tümünü içerme, Aram. ‘ammā klan, aşiret, boy < Akad. ammu(m), hammu(m) halk .  ŞİMŞEK
avam < Ar. ‘awamm sıradan halk < # ‘mm genel, kamu < Akad. ammu, hammum halk. EREN
umum genel, kamuya şamil
bilumum genellikle, genel olarak ~ Ar. ˁumūm عموم #ˁmm 1. bütün olma, içerme, kapsama, 2. genellik, bütünlük, kamu, halk, herkes = Aram. ˁammā עמא klan, aşiret, boy = İbr. ˁām עם halk, kavim = Fen. ˁm.  Ar. ˁamm (babanın erkek kardeşi, amca) esasen “akraba, aynı kabileden olan kişi” anlamındadır. NETS
umum Ar. ām genel, hep, genel olanlar. İZEY
umum : barca (barıça) : cümle, kamu, kyafe, heme, hep— das Ganze, die Gesammtheit. ÇAOS

üç üş (Süm.) üç. Türk dili ÜŞ (ÜÇ,ÜS,İS) ü. (umum Türk)
eš5: üç/3. SNAX
5, eš "drei". Akad.  šalāštu. SUZE
üç: [ETü] üç 3 sayısı << ATü . NETS
wr. eš5; eš-a-bi; eš10; am3-mu-uš "three; triplets" Akad.  takšûšalāš.TPSD
üçüncü , uçargu — Der dritte.  uçalası : üçüsüde. — Alle drei.  uçav : üçüde, üç nefer. — Drei Personen. ÇAOS

u (Süm.) on. Türk dili UN (ON) (umum türk). Olcas
u wr. u9; u "ten" . TPSD
u : 10/on (ešrum),  parmak (ubanum). SNAX

ücret ecir/ecr-~ Ar. ˀacr أجر #acr ücret, emeğe karşılık ödenen şey = Aram. ˀagr אגר  ~ Akad. agaru ● Belirli ücret karşılığında kamu hizmeti yapma olgusu İkinci Babil devleti (MÖ 8-7. yy) ortaya çıkmış ve MÖ 6. yy'da Pers kralının kurduğu ulak/posta sistemiyle yaygınlık kazanmıştır. Eyun. ággaros/ággelos (ulak, posta, ücretli kamu hizmeti) Herodotos'a göre Pers/Fars dilindedir. EFa. *aggar- kaydedilmemiştir; ancak imparatorluğun resmi yazı dili olan Babil Akadcasından alıntı olduğu muhakkaktır. NETS
ücret Ar. ecr bir işin karşılığı, karşılık. İZEY
ecir, -cri    Ar. ecr  . a. esk. 1. Sevap.  r. 2. Ücret.  Türkçe Sözlük 
ecir    Üzeri tüylü ve tüysüz iki türü olan bir çeşit hıyar, acur. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü 
ecir    1. Aşırı güçlük ve sıkıntı. 2. Günah. 3. Öç, öç alma. 4. Kötü alınyazısı, çile. 5. Yerinde, uygun, doğru. 6. Kısmet, pay.  Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü 
agaru: to hire, rent. AKDI
ecir/ecr ücret, emeğe karşı ödenen şey < Ar. acr ücret < # cr ücret ödeme, emeğin karşılığını verme < Aram. agrā < Akad. agāru(m) bir evi, insanı, hayvanı vb. Kiralamak. ŞİMŞEK

ülfet ~ Ar. ulfa ͭ اولفة #alf alışıklık, tanışıklık = Ar. alf ألف  alışık olma, alışma, evcilleşme, uyma, bağdaşma = Aram. #ˀlp אלפ alıştırma, evcilleştirme = Akad. ulāpu bağ, ittifak. NETS
ülfet    Ar. ulfet  a. esk. 1. Alışma, kaynaşma. 2. Tanışma, görüşme:.  3. Dostluk, ahbaplık. Türkçe Sözlük 
ülfet peyda etmek  : gündelmek ,adet, amuhte olmak, razılaşmak,. — Zur Gewohnheit werden, Entstehen einer Freundschaff. ÇAOS

ümmet ~ Ar. umma ͭ امّة #amm kavim, soy, özellikle islam toplumu ~ Aram. ˀummtā אומתא kavim, soy ~ Akad. ummātu  → ümmi
● Arapça sözcük nihai olarak “bir anadan doğanlar, soy, aşiret” anlamındadır. Karş. Ar. umm (ana, anne). Öte yandan karş. millet. NETS
Ummia: uzman profesör. Sitchin
ümmet. Um-mi-a. ummanum. Öğretmen, uzman, bilirkişi, yönetici, usta, sanatkar. SNAX
ümmet    Ar. ummet  a. din b. Hz. Muhammed'e inanarak, onun yaptıklarını ve söylediklerini uygulayarak çevresinde toplanan Müslümanların tümü.  Türkçe Sözlük
ümmet < Ar. ümme(t) 1. ulus, kavim, toplum, 2. İslam topluluğu < ^umm yönetme, önderlik etme, < Akad. ummu anne, ummanu(m) sürü halinde topluluk, kalabalık < ? Süm. AMA (EME4) anne >. Ugar. umt aile, klan amme, umum, umumhane
ümmi okuma yazma bilmeyen < Ar. ummi anadan doğma saf, cahil < # umm ana Aram. ‘ema, İbr. ‘em < Akad. ummu anne < ? Süm. AMA (EME4) ana, anne
Ümmiye anneye ait, anneyle ilgili. Ümmühan, hükümdar anası. Şimşek.2007
Bkz. abla, aga, ağa, ahi,  ana, anne, baba, ata, dede,  ebe,  emmi, mama,  pap,  ümmü, valide

üs/üss- ~ Ar. ˀuss اوسّ #ass 1. temel, baz, esas, 2. matematikte bir sayının üssü = Aram. ˀuşşā אוששא #awş temel, baz, esas = Akad. uşşuNETS
üs, -ssü     Ar. uss 
(I) a. mat. Bir kuvvete yükseltilmiş bir sayının üzerine yazılan ve kaçıncı kuvvete yükseltildiğini gösteren sayı: 53 anlatımında 3 rakamı üstür, 5 ise tabandır. Türkçe Sözlük 
üs, -ssü     Ar. uss  (II) a. 1. esk. Kök, asıl, temel, esas. 2. Bazı görevleri yürütebilmek amacıyla kurulan, özel yapıları, donatımları, atölyeleri, onarım yerleri, servis alanları olan, sürekli veya geçici olarak konaklanılan yer. . 3. ask. Bir askerî harekâtta birliklerin gereksinim duyduğu her türlü gerecin toplandığı, dağıtıldığı bölge. Türkçe Sözlük
üs/üss- < Ar. uss temel, taban matematikte bir sayının üssü < #ss temel olma < Aram. ‘ušša (#’ws) temel, baz, esas < Akad. išdu(m) e/ušdu(m), ildu, irdu, issu, ištu temel, esas < Akad. ušš(m) temel(ler), < Süm. 8 temel, baz, esas, tesis (Militarev, Database No 2210)  > İbr. šēt temel ← esas, müesses, müessese, tesis. ŞİMŞEK

üs Ar. üss dip, taban, temel. İZEY